Ana içeriğe atla

Paperweight-by Joshua Radin (Dear John)

İngilizce öğrenme çabalarım devam ederken bu hafta takılıp kaldığım şarkı bu oldu :)

Been up all night staring at you 
wondering what's on your mind 
i've been this way with so many before 
but this feels like the first time 
you want the sunrise to go back to bed 
i want to make you laugh 
mess up my bed with me 
kick off the covers i'm waiting 
every word you say i think 
i should write down 
don't want to forget come daylight 
happy to lay here 
just happy to lbe here 
i'm happy to know you 
play me a song 
your newest one 
please leave your taste on my tongue 
paperweight on my back 
cover me like a blanket 
mess up my bed with me 
kick off the covers i'm waiting 
every word you say i think 
i should write down 
don't want to forget come daylight 
and no need to worry 
that's wastin time 
and no need to wonder 
what's been on my mind 
it's you 
it's you 
it's you 
every word you say i think 
i should write down 
don't want to forget come daylight 
and i give up 
i let you win 
you win cause i'm not counting 
you made it back 
to sleep again 
wonder what you're dreaming

Yorumlar

  1. Selam Merve! Öncelelikle Tüm Öğretmenlerimizin geçmiş "Öğretmenler Günü" nü kutlarım:)
    Dün postuna yazı düşersin diye bekledim ama olmadı, hazırlıklı olmayabilisin, işlerin yoğun olabilir herneyse...
    Şarkı (Dear John) İng.ojinalini dinlerken çok haz duydum, lakin Türkçesi, meallen beni etkilemedi=))
    Paylaşımın hatırlatma gibi, tşk.ler..

    YanıtlaSil
  2. a.selam Nida .. evet o kadar yoğun geçiyo ki günler sadece faceden kutlayabildim bi paylaşımla öğretmenler gününü :) bu postta hazır olduğu için attım bugün, hem film akşamı diye :) tşk ederim unutmayıp kutladığın için ;)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba Ella,
    Şarkı güzelmiş.Tehlikeli bir güzellikte ama.Sadece mutlu anlarda dinlenebilir gibi...

    sevgiyle.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…