Ana içeriğe atla

Siz de bu aralar dünyaya neden geldiğiniz ve yaşamdaki amacınızın ne olduğu konusunda düşünmeye başladıysanız okumanız gereken kitap..

Ferrari’sini Satan Bilge, çok başarılı ve zengin bir avukatın hayatının değişmesini anlatıyor. Julian Mantle çok başarılı, her davaya büyük hırsla tutunan, çok ünlü ve zengin bir avukattır. Kitabın adı ise bu başarılı avukatın kırmızı bir Ferrasi’nin olmasından geliyor. Ancak Julian Mantle işini yapması için artık yaşlanmaya başladığı sıralarda mahkeme salonunun ortasında kalp krizi geçirir ve artık çok sevdiği işine veda etme zamanının geldiğini anlar. Böylece ortadan kaybolur. Ferrari’sini bile satar. 3 sene sonra birden çıkagelir ve onu görenler çok şaşırır. Çünkü yorgunluktan çökmüş ve sağlığı kötüye giden bu adam neredeyse 30 yaşındaki birisi kadar sağlıklı ve gençleşmiş olarak geri döner. Kitap Julian Mantle’ın nasıl bu hale geldiğini anlatıyor.
Robin Sharma, Ferrari’sini Satan Bilge’yi konuşma havasında yazmış. Bu da kitabın sizi sıkmamasını sağlıyor. John karakterinin gözünden anlatılan kitapta, siz John oluyorsunuz. Yani bilgilendirilmeye, öğrenmeye aç ve bir o kadar hevesli kişi. Sohbet havasında yaşamın sırlarını öğreniyor ve John gibi siz de bunları yapacağınıza o sırada söz veriyorsunuz. Robin Sharma‘nın bu anlatım şekli, kitabın samimi bir havada ve anlaşılır olmasını sağlamış.

Yorumlar

  1. Merve! malum hikaye topluluğu olmuş vakaa olabilecek kurgu hazinesin adı (Roman),nekadar gerçeklerden uzaklaşırasan yazdıklarınla,o kadar ilgisini çekiyor okurların, Alm. STG Üni.de iken Kitap satılan marketlere giderdim,genelde yalnız olurdum.kolay dostluk kuramayan bir yapım var,
    Etüt harici zamanlarımda,roman türü bişeyler yazmaya başlamıştım her gün iki sayfa yazmayı kafama koydum.Konusu barda Başına kuşun isabet eden kişinin komaya girdikten sonra yaşam ile ölüm arasında beyninde ki dünyada yaşamışlıkları. Adına da "cehenneme yolculuk" koymuştum yazdığım ön karalamalarım da; öyle olasılık dışı kugularım olmuştu ki,yazdıklarımdan etkilenip korkmaya başlamıştım, sonrasında devamını getiremedim vaz geçtim.
    Bu yüzden yaşamın sırları -sıfatı- bana uyduruk geliyor,İnsan olabilmenin sırrı,Uzun yaşamanın bilimsel deneyleri havsasındakileri evette,ya sonrası..insanları dolaylı yollardan suistimal etmek için projeler üremek sırmıdır? allah aşkına...
    Bu yüzden okuyacağım romanın ismi yazarı beni ilgilendirmiyor,içeriğine bakıyorum yaşamdaki gerçekçilik olgularını irdeliyorum kitabın, sonra satın alıyorum...Bu da ne derece doğru bilemiyorum ama prensibim bu,"Kırmızı Pazartesi"yi dahi hediye etseler içeriğini okumadan kabul edemem .Yani gerceğe çok yakın yazım uslübu olması lazım.
    Paylaşımın için tşk.ederim. Ben ferrari yerine motorsiklete binmeyi tercih ederim.Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. bu kitabı bayramda dayım tavsiye etti bana.. ama daha öncesinde de çok duymuştum. en başta ismi farklı gelmişti .. evet tabi ki bir kitabı alacağımız zaman sadece kitabın adına veya kapağının güzelliğine bakmıyoruz.. hele de kitaplardan hoşlanan biri isek satın almadan önce baya bir soruşturuyoruz :) benim hiç ferrarim olmadı.. olmasını da istemezdim açıkçası.çünkü ben de gereksiz şeylerden uçukluklardan hoşlanmam , küçük şeylerle yetinmeyi bilirim:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…