Ana içeriğe atla

Grey's Anatomy


Lisede iken başlamıştı bizim çakma Grey's Anatomy dizimiz :) Doktorlar yani.
O zamanlar düzenli bir izleyicisiydim tam da ÖSS zamanı baya ilgi çekici geliyordu ordaki hareketli hayat.
Birazda merakla izliyordum çünkü ilk defa hastahane hayatına bu kadar yakından şahit olmuştum eminim çoğu insan da benimle aynı şeyleri düşünüyordur.
Şimdilerde de ilk versiyonu olan Grey's Anatomy ' e takılıyorum .
Tabiki ingilizce olarak izliyorum belki yaza kadar bir faydasını görebilirim diye :)
Gerçi filmle şarkıyla olacak iş değil diyor çevremdeki bazıları ama olsun hem seviyorum film izlemeyi hem de bence çok faydalı oluyor :)
İstemeden bizim versiyonla karşılaştırıyorum filmi, karakterleri çok iyi taklit etmiş bizimkiler hayranlıkla izliyorum :D
garibime giden bir başka durum da aynı dünyada yaşayıp bu kadar farklı hayatlar nasıl yaşayabildiğimiz..
aslında oradaki insanların hayatlarındaki raharlık kuralsızlık beni çok korkutuyor aynı zamanda üzüyor...
yemek içmek selam vermek gibi birbirleriyle kuralsız zamansız ilişki içine girebiliyorlar :S
neyse ben bunlarla değil yabancı film izleme sebebim olan ingilizce practice konusuyla ilgileniyorum :)
30 ocakta job fair var .
Çok az kaldı Amerikada nerde kalacağım hangi işte çalışacağım hepsi belli olacak artık.
Heyecan var biraz, dualar sıklaşmaya başladı biraz ve biraz da korku bastırıyor ...
hakkımda hayırlısı...


Yorumlar

  1. Herşeyin hayırlısı olsun. İnsanoğlu her tür kedere alışabiliyor, kuralsızlığada alışacaktır. Yahut kurguladığı umud dolu geleceğinden vaz geçecektir.) Hayırlısı:)

    YanıtlaSil
  2. neyin hayalini kurar ve istersek eninde sonunda ona kavuşacağımıza inanlardanım ben de.. ama olmayan şeylerde de her zaman HAYIRLISI buymuş diyebilenlerden..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…