Ana içeriğe atla

Romantik Balıkçı

 
Atarum kayigumi denizin kucagina
O deniz Karadeniz oy alur beni suyuna
Giderum yali yali salarum kictan agi
Agi salarum suya kayigum siya siya
Baluk gelur aglara bakarum kayalara
Sularin bereketi da hos geldi sefa geldi

Oy deniz Karadeniz sularin kipirdasir
Olursun bazen kuzu da bazi suyun karisir

Basum bir hos oliyi da denizin sevdasindan
Vuriyirim Yoroz'a da Yoroz orda kaliyi
Vuriyirim Yoroz'a da vapurun arkasindan

Oy deniz Karadeniz sularin kipirdasir
Olursun bazen kuzu da bazi suyun karisir

Soz-Muzik: Fuat Saka

7 Kocalı Hürmüz'ü izledim dün akşam. Filmin ilk sahnesindeki müziğinin bu şarkı olduğunu duydum bayıldım :) ben bizim oraların her şarkısını ve eline  kemençe alan her adamı dinleyemiyorum , çok sıkıcı geliyor.Şevval Sam , Kazım Koyuncu,Fuat Saka ve tabi ki Volkan Konak gibi gerçek sanatçılar da yaptılar mı harbiden yapıyorlar , dinletiyorlar her türlü...Romantik Balıkçı nın sözleri biraz filme uyarlanarak değiştirilmiş ama öyle de hoş olmuş , kadınlara itafen değiştirilmiş malum film gereği... hoşuma giden o cümlerlerden biri de bu : " Habu gız bazen kuzu da bazen suyu karuşuk " :D tam beni anlatıyor bu söz...

Yorumlar

  1. "7 Kocalı Hürmüz"ü seyretmiştim lakin bu müziğin güzel olduğunu anca fark edebildim tabi senin sayende:)
    Mervecim kuzudan kastını anladımda."garuşuk"un ifade mealini anlaymadım. "kabına sığmayan,hırçın duraksız"lık mı? sana benzeyen tarafı:))

    YanıtlaSil
  2. evet canım çok iyi anlamışsın :D karadeniz gibi anı anına uymayan deli dolu demek ;)

    YanıtlaSil
  3. canım çok güzel yazmışsın..blogunu çok beğendim.izleyicin oldum.bloguma beklerim.sewgiler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…