Ana içeriğe atla

Hoşgeldin Angelina =)

Angelina jolie'nin Hatay'daki mültecileri ziyaret edeceği haberi üzerine önce Suriye'ye gidip daha sonra mülteci kampına sığınmayı planlayan 20 kişilik grup habur sınır kapısı'nda yakayı ele verdi... =)
Daha çook Tiye alınır bu olay,özellikle kadınlara olan yakın ilgi ve alakalarıyla dünyaca ünlenmiş Türk erkekleri tarafından...
Angelina'nın gelmesiyle baş göstermesi beklenen olayların başında gelenler:
  • şüphesiz iç turizimi ve çarşı izinlerini patlatacak olaydır..
  •  kampın nüfus çoğunluğunu, bir süreliğine Türkler oluşturması beklenmektedir..
  • bir gurup Türk erkeğinin zıbın ve emzikle bebek kılığında çadırkentte Angelina tarafından evlat edinilmek hayaliyle beklemeye başlaması.
  • civardaki otellerin ve otobüs biletlerinin günler öncesinden tükenmesi... vb =)
 Amerika'nın bu ziyaret sonrasında aklında neler geçtiğini ne yapacağını şimdilik kimseler bilmez, ama güzel bir melekle sanki bir filmin fragmanlarını izlemiş gibi olduk.. filmin ne zaman yayınlanacağını bekleyip göreceğiz..hee  bu arada onları beklemeden ben 10 gün sonra ABD ye gidiyorum :D gitmişken belki bunu da öğreniveririm gari :)
son olarak Angelina hanımefendiye
hoş gelmişsin diyip
tebrik ediyor ve sahneye fırlayıp Tarkan'a soruyorum
"Tarkan sen neden Hatay'a gitmiyorsunuuz?" :D

 

Yorumlar

  1. Çok yerinde saptlamalar mervecim, gerçekten TARKAN niye gitmiyor Suriye'ye? aslında bü tür insancıl olaylara duyarlıdır.Bilyorsun "Hasankeyf" için O. Gencebayla video dahi hazırlamıştı. belki zamanı yoktur.
    1 haftan kaldı dimi? hayırlı yolculuklar diliyorum:)

    YanıtlaSil
  2. evet son haftamm :) teşekkür ederim

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…