Ana içeriğe atla

Biraz mola


günlerdir gideceğiz diye plan yapıyoruz ancak nasip oldu .. Oconaluftee Islands Park ismini söylemek çok zor geliyo :) ama bizim ismiyle pek işimiz yok biraz kafamızı dağıtsın, şöyle ayaklarımızı suya sokup biraz serinleyelim dedik iyi de yapmışız .. çok iyi geldi, biraz da olsun serinledik , çok sıcak buralar alışık olmadığım kadar sıcak..


parkın içinde bu dallarla kaplı bir bölüm vardı, çok farklı bi hava vermiş parka.. ama isimlerini bilmiyorum bambuya benziyo gibi geldi bize .. elimizle dokunuyoruz sallanıyo düşecek gibi bir halleri vardı .. ama çok romantik bir yol oluşturmuş parkın kenarında.. en beğendiğim yer burası oldu..
 



sonra da yerlilerin hediyelik eşya dükanlarını gezdik.. Kızılderili tüyleri, tahtadan el işleri, oturan boğa başlıkları :) pek renkliydi dükkanlar, içlerinde çalan kaval sesine benzeyen kızılderili ezgisi de tam havaya sokan cinsten :) kendimi yerlilerin kabilelerinde gibi hissettim..


bir de bu kuşlu evlere bayıldım bayıldım.. o kadar güzel görünüyordular ki fiyatı 12 dolardı ama valizde onu koyacak yer zor bulurum diye hiç elimi bile süremedim :( Türkiye'de bunlardan bulurmuyum bilmem ama hep aklımda olucak .. bi tane almam şart :)






Yorumlar

  1. İzlenimlerime göre Oconaluftee Islands Park ve çevresi doğa harikası bir yer, çektiğin fotolar da birbirinden değerli.
    Havanın sıcak olduğundan bahis etmişsin ama kaç derece ortalaması belirtmemişsin, o sıcağa göre her tarafın yemyeşil bir örtüyle kaplı olduğu insanda değişik bir his doğaçlıyor.
    Dönüşüne 5 hafta kalmış, sayılı günler gelip geçiyor:)
    Mola yapmakta geç bile kalmışsınız. Mutlu günler:))

    YanıtlaSil
  2. ben buraya küçük central park dedim :) iyi geldi bize , her yere böyle bir kaçamak yeri yapmak gerek aslında..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…