Ana içeriğe atla

Kilometrelerce uzakta olan birini sevmek !


En zorudur dimi böyle birisini sevmek,özlemek,beklemek..
sevmeyi sürdürebilmek en zorudur bence..
onca insan arasından onu seçmek,özlemek kelimesinin hakkını vere vere sadece sevmek..
bazen araya kilometreler girer ama hiç olmadığı kadar mutlu olursunuz,
sevginin de hakkını vere vere seviyorsunuzdur çünkü,
bazen de bir metre kadar yakınınızdadır sevdiğiniz ama aranızda kilometreler vardır..
hangisi daha zor, hangisi daha imkansız bilemeyeceğim ama
çok anlamlı bir şiir daha dinlettirdi bize Erdem..
sen bu işi biliyorsun komşu :)

Yorumlar

  1. Küçük hanım, sizin de elinize sağlık..:)

    YanıtlaSil
  2. ne demek efendim her zaman :)

    YanıtlaSil
  3. başlığı görünce yazıya çekildim. Ahhh öyle zordur ki uzaktan sevmek çok uzağında ama gönlünde olanı özlemek... Yaşayan bilir sadece. Yaşayamayan anlayamaz.

    YanıtlaSil
  4. hani ferhat dağ deldi ya şirin uğruna
    ben de delinmiş dağlardan ona gittim bin küsür kilometreyi bir sayarak...
    işte böyle...

    YanıtlaSil
  5. en güzel aşklar zorluklar içinde yaşanmadı mı.. bu da öyle bir şey işte..

    YanıtlaSil
  6. Zordur çok zordur uzaktaki birini sevmek. Ama öyle seversinizki taa içinizde gibi gelir.

    Yıllarca sevdim öyle birini, aramızda yüzlerce kilometre vardı ama kalbimizde..

    öyle işte.

    YanıtlaSil
  7. sonuç ne oldu Aslı, merak ettim.Kavuştunuz mu yoksa tek taraflı bişeymiydi..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…