Ana içeriğe atla

Objektif aşkına :)


fotoğrafçıların kaçırmaması gereken bir obje diye düşünüyorum,
gözü gibi baktıklarını, objektiflerine dokunmaya kıyamadıklarını biliyoruz,
sanırım onları düşünmüşler ve objektiften kupa bardağı yapmışlar :)
gerçekten çok orjinal ve alınası bir şey olmuş.. 
çok da güzel hediye olur bundan demedi demeyin..

Yorumlar

  1. Objektifin kendisini alamayanlar için (mesela ben :) ) gerçekten ideal bir şey , ben buna baktıkça mutlu olurum yav :)

    YanıtlaSil
  2. ha ha süper bir şeymiş bu, gerçekten çok orjinal =) simit de nefis görünmüş =)

    YanıtlaSil
  3. sen de bendensin mariposa :) çok pahallı bu profosyonel makinalar öğrencileri hiç düşünmüyorlar yahu.

    YanıtlaSil
  4. çok aradım ama bulamadım Adana'da :(

    YanıtlaSil
  5. adana büyük şehir halbuki bulunması gerekirdi , istanbulda taksimde 30 Tl :)yolun düşerse alırsın.

    YanıtlaSil
  6. ehehe :D taksimde 30 lira mı? neresi bi' tarif alabilir miyim :D

    YanıtlaSil
  7. pasajlara bakınıver Darko valla ben de arkadaşımdan öğrendim :D

    YanıtlaSil
  8. Bir ara indirdik.com da satılıyordum ama almamıştım :)

    http://trendsum.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  9. bende çok seviyorum bu bardakları:)
    bende almıştım,
    arkadaşım kondu:)
    hayırlı günler sevgiler:))

    YanıtlaSil
  10. öncelikle private shoping sitelerinde denk gelirseniz 14 lira gibi bi fiyata alabilirsiniz. aman 30 lira vermeyin.
    kaldı ki ben bunla bir şey içemem :D
    ama güzel kalemlik olurdu ;)

    YanıtlaSil
  11. ooo seyhan ablacım yha öğrenciyi düşünür hep, uygun yerleri de söledi ne güzel :) ben kalemlik yapmam sürekli kullanacağım bi kupam olur ancak.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…