Ana içeriğe atla

Sümela Manastırı

Sümela Manastırı bilmeyelenler için söyleyim Maçka ilçesine yarım saat mesafede Trabzonun en değerli tarihi eserlerinden biridir.
Neden bu kadar önemli olduğunu fotoğraflara baktığınızda sizler de anlarsınız aslında.
O zaman ki yaşam koşulları düşünüldüğünde, dağların tepesine, o dik yamaçlara oyularak yapılan bir sığınak sümela manastırı..
özellikle Hristiyanlar için büyük önemi var buranın, her sene hac yapmaya gelir gibi ayinler yaparlar manastırda.
*ama ne yazıkki onlar kadar kıymet vermediğimizden midir nedir, duvarlara çok zararlar verilmiş, yazılar yazılmış, kazınmış, soyulmuş..
korunmaya almadan önce insanlar baya yıpratmışlar manastırı..
*birşey daha var söylemek istediğim; her sene gitmeye çalışırız manastıra, bu seneki gibi bir kalabalık daha hiç görmedim.öyle sanıyorum ki Sümelanın Şifresi filminin etkisidir bu. Film baya reklamını yapmıştı hem Trabzonun hem de Sümelanın, bu yüzden olmalı insanlar akın akın manastıra geliyorlar :) Trabzonlu birisi olarak ilimizi böyle reklam eden herkese çok teşekkür ederim, bizim insanımız sever böyle şeyleri yani  :)




  
  
  





Yorumlar

  1. Karadenizin en güzel yeri ayrıca..

    YanıtlaSil
  2. Çok zarar verilmiş yahu yazık.Görmeyi istediğim özel yerlerden birisidir. :)

    YanıtlaSil
  3. Sümela'ya çıkmışlığım var. Bu ağaç köklerini hatırlayamadım ama belki sonradan oluşmuştur. 15 sene geçmiştir üzerinden. :)

    YanıtlaSil
  4. iki yol var sümelaya çıkan :)
    arabayla bir yere kadar diğerini yürüme gittiysen bu köklerden geçmemen imkansız..
    dediğin gibi yıllar içinde ortaya çıkmış da olabilir :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…