Ana içeriğe atla

Moskova'nın Şifresi Temel


Sümelanın Şifresi çok eleştiri almıştı, nasıl bu kadar izlendi de ikincisi çekildi diye de çok duydum..
bir Trabzonlu olarak filme bir ege, bir doğu insanı gibi kayıtsız kalmamı beklemiyorsunuz sanırım..
benim şehrimi, benim takımımı, benim insanımı anlatıyor nasıl film çok berbat diyebilirim ki..
ben sadece seyirciyim, film yapımcısı ya da köşe yazarı değilim ki..
giderim sinemama izlerim, güler eğlenirim, vay be arkadaş ne güzel tanıtımımızı yapmışlar diye de övünürüm.
İlk defa Trabzonda bir filmin galası yapıldı, kırmızı halılı güzel bir gece düzenlendi..
bu bile filmi sevmeme bir sebeptir.. inş daha çok galalara ev sahipliği yaparız..
ben burdan Trabzonlu olarak filme emeği geçen herkese teşekkür etmek istedim..
yalnız ilk filimle ikicisini kıyaslamam gerekirse ilkine daha çok gülmüştüm diyebilirim.
yönetmen dahil herkes ikincisi daha komik oldu dese de cık cık ben ilkine daha çok güldüm :)
filmin ortasında TS maçı izlenme sahnesinde lise arkadaşım Pelin'i görünce de ayrı şaşırdım :)
kolbastımızı oyuncuların ellerinden geldiği kadar öğrenip oynamaya çalışmalarına ayrı sevindim.
hemen hemen bütün güzel mekanlarımızda sahnelerin çekilmesinden de çok memnun kaldım..
ister gidin sinemada izleyin, ister tv de yayınlanmasını bekleyin, isterseniz işim olmaz izlemem deyin.
biz Trabzonluları gayet memnun eden bir film olmuştur,
bu kadar reklam da bize uzuuun süre yeter derim :)

Yorumlar

  1. Ben bir Bursalı olarak çok beğenmiştim ilkini, ikincisi içinde fırsat kolluyorum sinemaya gidip izlicem :)

    YanıtlaSil
  2. kışın yapılacak en güzel şey sinemaya gitmek , iyi seyirler tatlım :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…