Hayatı sondan başa doğru yaşamaya ne dersiniz ?

17:02:00 Merve Sevim 5 Yorum


Hayatı sondan başa doğru yaşamaya ne dersiniz… 
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. 
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu. 
Nasıl mı? 
Cami’de uyanıyorsunuz. 
Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş,
 iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. 
Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. 
Herkes etrafınızda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. 
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. 
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. 
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev… 
Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. 
Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. 
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. 
Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz. 
Herkes karşınızda elpençe divan… 
Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. 
Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz ..
Diğer hormonal Aktiviteler artıyor, fevkalade…..
Aman ne güzel günler başlıyor… 
Derken birgün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. 
Bu arada babanız ortaya çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön,
işi bırak, okumaya başla, harçılığın benden olsun…”
Keyfe bakar mısınız ? 
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.. 
Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor. 
Partiler, Diskotekler, Kızların sayısı artıyor. 

Derken Anne ve Babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık… 
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” diyorlar… 
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. 
Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor. 
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. 
Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. 
Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz. 
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. 
Ve günün birinde müthiş keyifli bir duygu ile hayatınız bitiyor. :)


keyifle okuduğum bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim :)
en çok imrendiğim şey de, aynı bu yazıdaki gibi  hayatımızı bebekler gibi temiz, günahsız tamamlayabilseydik keşke..

*Alıntı: www.mervesevim.com


5 yorum:

  1. gerçekten hem çok farklı hem de okudukça güzel hissettiren bir yazı olmuş..benjamin button misali :)

    YanıtlaSil
  2. Bu yazıyı ilk okuduğumda ben de çok hoşlanmıştım. Şimdi bir daha okudum da hoşuma gitti ama bir taraftan artık hayallerimde müthiş bir kısıtlama oluşturmaya başladığımı farkettirdin bana. Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  3. Hangi son daha iyi acaba? Öyle olgun biriyken, o tecrubelere sahip birinin çocukluk çağında olan tavırları kendine de koymaz mı ya. :) Napıyorum lan ben der durur :) Ya da olgunluktan, tecrubeden gelen çocukluk olunca o da farklı bir şey olurdu kesin. Her geçen gün çocuklaşmak. Yalnız bir şey fark ettim. Bu şekilde olmanın bir fayfası da yaşlanıp buruşarak değilde çirkinden güzele hep gidiş sanırım :) Romatizmalardan, titremelerden bir bir kurtulmak, yaşlanıp yakalanılan çaresi olmayan tüm hastalıklar günden güne kendiliğinden düzelmesi.

    YanıtlaSil
  4. hiç değilse bebekliğe dönüşte size akşam sabah gözü gibi bakacak anneniz oluyor yanınızda.. ama yaşlıların çoğu zaman bakacak kimsesi olmuyor :(

    YanıtlaSil

sizi sevi_yorum :)