Ana içeriğe atla

mutlu pazarlar :)


mutlu pazarlar arkadaşlar :)
istanbula bu hafta sonu da kar bekliyorduk ama henüz teşrif edemediler ,
ben de size güzel yavrucuk fıratımın karikatürüyle kar'ı getirdim :)
insanın onun önüne geçip, bana at kar topunu fıratımmm diye haykırası gelmiyor mu :)
hoşça kalın ;)


Yorumlar

  1. Burda dünden beri kar yağıyoor =)

    YanıtlaSil
  2. orası neresi tatlım :) istanbul mu ?

    YanıtlaSil
  3. yarınki sınavı düşündükçe mutlu olamıyorum cankuş :)

    YanıtlaSil
  4. tatlışım benim de var yarın, öbür gün ve öbür gün :)
    bak hiç üzülüyor muyum :( :)
    Allah zihin açıklığı versin kolay gelsin <3

    YanıtlaSil
  5. sana da cankuşum öperim :)

    YanıtlaSil
  6. Ankara'ya da teşrif etmedi henüz.
    Gerçi belki yüksek kesimlere yağıyordur:)
    Benim de sınavım var yarın ya off :(

    YanıtlaSil
  7. başarılar dilerim nesrin :)

    YanıtlaSil
  8. hah haaaa çok hoş.
    sınavlarından sonra yağsın o zaman.
    :)

    YanıtlaSil
  9. sınavdan sonra isterse üç ay yağsın valla olur :D
    evden çıkmayıp kpss çalışırım en azından .

    YanıtlaSil
  10. teşekkür ederim Nurdan :) sana da mutlu pazarlarrr

    YanıtlaSil
  11. Merve'cim anladığım kadarıyla sınavların var ve başarılar diliyorum sana .Kar konusuna gelince nedense bir türlü sevemedim karı ben:(Umarım çabucak gelir ve gider:))sevgiler...

    YanıtlaSil
  12. evet ya sınav haftası bu hafta :) soğuğu sevmiyorum ben de ama kar başka bişey yaa :)

    YanıtlaSil
  13. yaa,buralara da yağsa keşke!

    YanıtlaSil
  14. Fırat beni kardan adam yap. :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…