Ana içeriğe atla

Rachel Beckwith, ömrü yetmedi ama hayali gerçek oldu.

Küçük kızın büyük hikayesi... hikaye değil aslında yaşanmış gerçek bir olayı anlatmak istiyorum size..

Afrika'daki insanların nasıl yaşam mücadelesi verdiğini , her gün haberlerden facebooktan iç burkan fotoğraflardan görüyor, sadece like edip  geçiyoruz .. başka elimizden ne gelebilir ki, tamam yardım etmek istiyorum ama benim gücüm oralara ulaşmaya yetmez ki diye düşünüyoruz çoğumuz.. işte ;


Rachel Amerikada Seatlle'da yaşayan, 9 yaşında küçücük bir kız çocuğu,  bir gün okuluna , yardımlaşma derneği üyelerinden biri gelir ve onlara afrikadaki insanların, bir yudum temiz suya nasıl muhtaç olduklarını, yaşam şartlarının nasıl zorluklarla dolu olduğunu anlatır ve izletir..

Rachel, çocuk aklıyla benim onlara nasıl faydam olabilir diye düşünür ve aklına güzel bir fikir gelir.
Derneğin sitesine üye olur, onu tanıyanların yaklaşan doğum günü için hediye getirmelerini istemez,
bunun yerine siteye para bağışı yapmalarını ister.. hedef 300 dolar gibi küçük bir miktardır !
* 300 dolar, afrikadaki 15 kişinin temiz suyunu karşılayan bir miktardı..

Doğum günü geldiğinde sitede, sadece 200 küsür dolar biriktiğini görür. Hedefine ulaşamadığı için üzülür ama bırakmaz bu işi, gelecek seneki doğum gününe daha çok uğraşmayı, daha çok para toplamayı hedefler..

Bu olaydan bir ay sonra, Rachel'in ailesinin arabası büyük bir zincirleme kazanın içine girer ve onca arabanın birbirine girdiği kazada sadece Rachel hayatını kaybeder !


Dernektekiler bu kadar iyi niyetli bir kızın ölüm haberiyle tabi ki çok üzülürler.. ve onun başlattığı kampanyayı devam ettirme kararı alırlar.. Rachel'in 300 dolar biriktirmek için başlattığı doğum günü kampanyasını duyan insanlar 3 dolar 5 dolar ne kadar verebilirse o kadar bağış yaparlar siteye..
kısa süre içinde 30 bin kişiden bağış alan kampanya bir yılın sonunda toplam 1.2 milyon dolar bağış elde eder..

Kızın doğum günü geldiğinde ise Rachel'in annesinin de içinde olduğu dernek üyeleri Ethiyopya'ya giderek 60 bin  kişinin su ihtiyacını karşılayacak 100 köye temiz su kaynağı açtırırlar..


Rachel'in hayalini kurduğu ancak ömrünün yetmediği bir hayali hep birlikte gerçekleştirmiş olurlar..

ilk duyduğumda hadi canım, gerçek değildir dediğim bu hikayeyi biraz araştırdığımda şaşkınlıkla karşıladım.. Rachel'in ölümü çok çok üzücü :( çocuk ve genç ölümlerine dayanamıyorum, sanki ölüm sadece yaşlılara verilmiş gibi geliyor ama öyle olmadığını tabi ki biliyorum :( Hayat çok kısa olsa da kendi dertlerimize o kadar gömülü yaşıyoruz ki, etrafımızda olup bitenleri çoğu zaman göremiyoruz bile..

işte burası daha ayrıntılı araştırmak isteyenler için  derneğin kendi sitesi:
http://www.charitywater.org/blog/rachels-gift/

hoşça kalın..





Yorumlar

  1. Çok etkilendim, mekanı cennet olsun küçük kız ama yüreği büyük, ben hep söylüyorum, 10 yılın sonunda şu ülke ne halde olanları görüyoruz, şikayet ediyoruz ama başka bir şey yapmıyoruz, şu küçük kız kadar olamadık, öyle üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibi ya da hipnotize olmuş gibi yapılan rezillikleri, kepazelikleri seyrediyoruz....

    YanıtlaSil
  2. tüylerim diken diken oldu okurken. bravo Rachel'e. keşke görebilseydi başarısını.

    YanıtlaSil
  3. Olaya mantıksal çerçeveden baktığımızda;
    İşin gerçeği şu ki, eğer o küçük kız, bir küçük kız olmasaydı ve hayatını hiç beklenmedik bir şekilde kaybetmeseydi bu paralar toplanmaz ve Ethiyopya'ya da gidilmezdi. Bizler elimizden geldiğince, her fırsatta derneklere katkıda bulunuyoruz. Ama popüler değiliz. Daha fazlası gerçekten de elimizden gelmez.

    Duygusal açıdan baktığımda ise, gözlerim doldu. Çok üzüldüm bu minik hayatın çabucak sonlanmasına. İşte okuyan ve gözleri dolan herkes elini cebine bu yüzden atmış.

    Gönül isterdi ki bu olay yaşanmadan da bu para toplanabilseymiş.

    YanıtlaSil
  4. Millions diye bi film vardı, o aklıma geldi ancak tüylerim diken diken okudum yazıyı, ibret alınması gerek.

    YanıtlaSil
  5. Mekanı cennet olsun iyi yürekli bir insan kayıp gitmiş giderken de büyük bir iyiliğe vesile olmuş Allah rahmet eylesin.

    YanıtlaSil
  6. oldukça hüzünlüymüş...keşke görebilseymiş..

    YanıtlaSil
  7. Gülsüm Güven Tuncer bir bakıma doğruyu söylüyor.. eğer Rachel ölmemiş olsaydı 300 doları göndermiş olurdu büyük ihtimal ama asla böylesine büyümeyecekti olay ve bu kadar büyük yardım yapılamayacaktı.
    Aslında, ille de Rachel'lerin ölmesi gerekiyor... İlle de meşhur olmak gerekmiyor... ve ille de yapılan yardımların bilinmesi, duyulması ve böylesi yardımlar yapıldığı için ünlenmek de gerekmiyor..ekmeğini bölüşmekten haz almayı öğrenmeli aslıda.. en büyük ödülü paylaştığı için bir başkasının yaşamını güzelleştirebilmenin mutluluğunu yaşamak olmalı...
    Ama insan evladının garip bir sürü psikolojisi var... bir sembol ardına takılmayı bekliyorlar... her şeyde.. yazık ki yardım ederken bile... gözünün önünde ihtiyaçlı dururken bir liderin veya bir simgenin peşine takılıp da hiç tanımadığına yardım eder...ve de "iyi bir şey" yapmış omanın mutluluğunu da gerçekten hisseder hakkıdır da... ama bir adım ötesinde hasta vardır, aç vardır... vs... ve onların gözünün içine baka baka geçer gider hatta bazen rahatsız olur onlarla burun buruna olmaktan...
    Bloglar gerçekten güçlü bir silah eğer doğru kullanılırsa...ve her birsi bir Rachel olur olmak isterlerse.. Rachel istedi... ya bizler???

    YanıtlaSil
  8. ay canım bnm..
    tüylerim diken diken...

    YanıtlaSil
  9. Merhaba Merve.Hikaye gerçekten etkileyici.Senden küçük bir ricam var bloguma keçe çanta ile ilgili yorumu yanlışlıkla sildim.Özür dilerim. Yeniden yazar mısın? Sevgiler

    YanıtlaSil
  10. :) yaptım bile tatlım..

    YanıtlaSil
  11. çok etkilendim gerçekten kendimi boş ve anlamsız hissettim okuduklarımdan sonra bizleri uyandırmak için çok etkili ve hisli bir yazı olmuş umarım benim gibi herkes çevresine daha iyi bakmayı düşünür bundan sonra tekrar teşekkürler ellerine sağlık canım.buarada blogunu şimdi buldum takibe alıyorum hemen sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…