Ana içeriğe atla

c tuşu olmadan hayat çok zor :)


şimdi size bir tuş yüzünden aylardır çektiğim eziyeti anlatmaya çalışaçağım :)
farkettiyseniz çalışacağım yazmadım  ç  ile yazdım..
çünkü benim klavyemin "c" tuşu çalışmıyor !
sorun yazılımsal sanırım, zaman bulup da yaptıramayınca kendi reçetemi kendim yazdım ve aylardır durumu bilen arkadaşlarıma yazarken c yerine ç yazıyorum :)
ha c ha ç kardeş harfler sonuçta , ben de karadenizli olunca yuvarlanıp gidiyoruz :)
tabi çoğu zaman da komedi malzemesi oluyorum,
-çiddiyim yazıyorum mesela :) bu halde ne kadar ciddi olunursa artık :)
sanal klavye kullanmayı da sevmeyen ben aylardır c tuşunu adres çubuğundan kopyalayıp yapıştırıyorum..
tabi bunu sadece gerekli yerlerde yapıyorum, sürekli git kopyala sonra ctrl + v yap çok zor oluyor :)
bazen bir yerden başka bişi kopyalıyorum mesela, bi ünlü söz , bi resim tam konuşma sırasında ctrl+v yapınca c yerine hafızada ne varsa hönk diye yapışıyo :)

bir şeyin kıymetini onu kaybedince anlarız diyorlar da boşuna demiyorlar hoş..
meğer bir c tuşu ne kadar önemliymiş , hem copy paste yapmada kısayol olması, hem bütün adreslerin sonunda .com olması vs..
ne kadar fazla c içeren kelimemiz varmış valla tek tek öğrendim :)
façebook yazarken, iyi geçeler yazarken, çanım yazarken daha neler neler :)
keşke j harfi bozulaymış onun yerine :)) hayır yani neden c !
yani ara sıra kelimelerimde bi bozukluk olurda c yerine ç yazarsam bu da nesi demeyin ,
bilerek yazmışımdır :))

Yorumlar

  1. hahahh cok güldüm ya kusura bakma :) kolay gelsin sana ^^ sevgiler

    YanıtlaSil
  2. =)) Senin yine c gitmiş. Benim bir ara a harfim çalışmıyordu. Nasıl bir işkenceydi tahmin edersin =))

    YanıtlaSil
  3. boşver böyle de anlıyoruz birbirimizi:)

    YanıtlaSil
  4. bir harf bile ne kadar önemli dimi.
    benimde bazen bütün harfler gidiyor. programsal. sonra uğraş dur. neyseki düzeliyo açıp kapatınca.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…