Ana içeriğe atla

Elif & Necmettin Nişan



Geçenlerde bir nişan maceramız daha oldu Bursa'da..
ailemizin en büyük, en yardımsever, en duygusal ablasını Elif ablamızı nişanladık :)
artık söz , nişan konusunda ekipçe otomata bağladık diyebiliriz :)
kim temizlikte, kim mutfakta, kim makas tutacak..
şöyle söyleyim, geçen sefer Zerrin ablamın nişanında 'makas kesmiy..' bile diyemeyen Serjio,
bu sefer gümbür gümbür 'makas kesmiyorrr ! ' diye haykırdı :)
o zaman fotoğraf çekerken ıkına sıkıla uzaktan çekmeye çalışan ben,
 çekilin fotoğrafçı geldi diye daldım ortaya..
o zaman bohçanın adını duymayan Zerrin ablam, iki hareketle kesti, biçti bohçaları katladı , büktü..
yani bu konuda tecrübesiz olanlara duyrulur  =) 
her türlü nişan, söz organizasyonu itinayla hazırlanır arkadaşlar..
Elif ablamla Necmettin abime bi ömür mutluluklar diliyorum,
bir sonraki nişan töreni kimin olucak merakla bekliyorum :)
zira biz şu adetleri unutmadan, herkesi evermek lazım  :)












Yorumlar

  1. Gelininiz nekadar guler yuzlu masallah subhanallah rabbim tamamina erdirsin insallah ♥
    hersey cok guzel gorunuyor :)

    YanıtlaSil
  2. Allah tamamına erdirsin. Ne çok yakışmışlar birbirlerine. Bir ömür boyu mutluluk diliyorum. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. mutluluklar dilerimm fotoğraflar çok hoş :)

    YanıtlaSil
  4. allah tamamına erdirsin, mutluluklar dilerim..

    YanıtlaSil
  5. Merhabalar,

    Nişanlı çiftleri kutlarım. Cenab-ı Allah tamamına erdirsin inşaAllah.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
  6. bilgiler tazeyken harika oluyor, merak etme kolay kolay unutulmuyor ;)
    Elif ablana mutluluklar dilerim ALlah tatamına erdirsin ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…