Ana içeriğe atla

Kırlent Aşkına :)



küçükken anlamadığım, şimdi de hak verdiğim anneler size sesleniyorum !
-ne olacak kadınların bu kırlent sevdası ?
çok seviyoruz, desen desen renk renk koltuklarımızın üstünü süslesinler istiyoruz..
ama asla şekillerinin bozulmasını, havalarda uçurulmasını, baş altı yastığı yapılmasını istemiyoruz.
haçan kullanılmasını istemiyoruz , evin en işlek yerine onları neden yerleştiriyoruz..
hadi yerleştirdik , neden onları aşırı anaç tavırla koruma altına alıyoruz..
kafamda deli sorular sayın seyirciler :)
ben de böyle mi olacağım ?
kırlent sevmek günah mı ?
kırlente başını yaslamak suç mu ?
seviyorum kullanmak istiyorum, ne kadardan başlar yatışım hakim bey :)



foto : retreat-home

Yorumlar

  1. Hiç kırlent takıntım yok, çok ilginç:)

    YanıtlaSil
  2. Haha aynen bu hale geldim. :D Önceden hiç sallamazdım şimdi her yastık yerinde duracak aga modundayım. Ve evet koltuğun kendi kumaşından olana eşim yatınca sesimi çıkartmıyorum. Terliyse rahatsız oluyorum. Amaaa benim romantik yastıklarıma bırak kafa koydurmayı yaslanmamak için koltuğun tepesine kaldırıyorum :D :D

    YanıtlaSil
  3. anaa benim niye yok ki böle takıntım ben normal deelmim yoksa :))
    ama annem hakkaten tarif ettiğin gibiydi:)) bizim için de en güzel savaş_savunma aracıydı kırlent:))

    bu arada nasıl ilginç bi kelimeymiş "kırlent" söyleyince farkettim :))

    YanıtlaSil
  4. peki ya benim "bunlara niye kırlent deniyor ki,altı üstü bunlar da yastık değil mi, içinde farklı bir şey mi var,niye ayrımcılık yapıyoruz " düşüncemin olmasına ne demeli ? =)

    YanıtlaSil
  5. Hakkaten neden kırlent diyoruz biz bu yastıklara :) ben de merak ettim.

    YanıtlaSil
  6. Benim de hiç yok takıntım .Bir de Eyüp her şeyi stıp merdiven basamak niyetine kullanıyor zaten :d

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…