Ana içeriğe atla

Bir ayakkabı masalı..


Bloga uzun süre uğramayınca insan ne diyerek başlayacağını bilemiyor yazmaya  :)
kısaca merhaba, nasılsınız diyeyim ben..
burada  nişanladığımız zerrin ablamızın düğünü için Bursadaydık bu haftasonu..
bütün geleneklere uyularak geçirilen bir düğün hikayesi oldu diyebilirim..
kına gecesi kadınlara kapalı bir salonda gerçekleşince , kızların döktürdüğü bir gece yaşandı..
mumlardan, kınalara, tepsilere, süslere her şey mükemmeldi..
kına ile düğün arasına bir günlük dinlenme günü koymaları da çok iyi oldu,
zira herkesin topuklarla oynamaktan ayaklarına kara sular inmişti :)
düğün de çok güzel bir slayt çalışmasıyla başladı..
kınadaki gibi kopamayan kızlar düğünün sonuna doğru coştu  :)
erkeklerden öyle bir gam gam şov  geldi ki herkes ağzı açık izledi..
gelin çiçeği bütün salonun ortasında kızların zorlu yarışı içinde atıldı..
çiçeği Zerrin'in ilkokul çağındaki yeğeni kapınca  hepimiz mosmor olduk :)
çok utandık ..
bu fotoğraf da malum gelin ayakkabısının düğünden sonraki hali ..
Esen abla sağolsun vip köşesine bizi yazınca hep birlik adımız silindi :)
kız erkek ayırt etmeden yazılan ayakkabının son hali işte budur..
çiçeği kapamasam da ayakkabıdan adımın silinmesine sevinerek ayrıldım düğünden =)


Yorumlar

  1. Ahh ahh Mervecim keşke o işler öyle yürüse!Şimdiye kadar metre metre nişan kurdelesi mi yutmadım her gördüğüm gelinin ayakkabısına adımı mı yazmadım,değişik uçuş pozisyonlarına girip havada çiçek kapmaya mı çalışmadım hepsini yaptım ama hala aday adayım bile yok:)
    Şaka bi yana bu benim bahtsızlığım bakma sen:)Umarım senin karşına en doğru zamanda en doğru insan çıkar:)

    YanıtlaSil
  2. Amin Ekimoza aminn :) senin de şansın döner umarım :)

    YanıtlaSil
  3. Mimledim sizi. Yapmak isterseniz keyifle okurum :)

    http://sozunbitmedigiyer.blogspot.com/

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…