Ana içeriğe atla

kadın kısmısı..


bir kadın bir kadına kolayına iltifat etmez, onu toplum içinde övmez yanlış mı biliyorum..
bu yüzdendir erkeklerin dostlukları kadınlarınkinden çok daha samimi, saf , içi dışı bir olur..
kadın kısmısı kıskançtır çünkü, bencildir hep bana hep bana der..
bu yüzden erkeklerden gelen övgüye alışık olduğumdan kadınların yorumlarına daha fazla dikkat kesilirim.. hele de iyi şeyler söylüyorsa acaip mutlu olurum çünkü benim gözümde o kadın bazı şeyleri aşmıştır artık..
nerden aklıma geldi bu konu derseniz :) dersanedeki yeni sınıf arkadaşlarımdan bir, iki kişi hemi de kız "ya sen ne doğalsın, sen hep konuşsana derste.. uyandırıyorsun bizi güldürüyorsun.." gibilerinden şeyler söylemişlerdi bana, hemi de ilk haftadan.. akşam grubu olduğumuz için sanırım herkes yorgun argın iş çıkışı okul çıkışı derse geliyor.. ben de işten çıkıp gidiyorum ama derse aktif katılmazsam uyurum diye korkumdan sık sık soru sorup beynimi zinde tutmaya çalışıyorum.. öyle böyle bu sınav kazanılacak yani :)
yani demem o ki kızların bana söyledikleri geliyor aklıma hadi ya dersaneye gideyim diyorum :) sınıf iklimi ne kadar iyi olursa başarınıza mutlak etkisi olacaktır demişti hocalarımız.. bu görüşe sonuna kadar katılanlardanım..
velhasıl kelam kızlar size söylüyorum hemcinslerimize karşı bu kadar sert olmayalım, herkesin ayrı bir güzelliği vardır.. senin bir işin alkış alıyorsa onun da bir davranışı alkış alır.. ;)  kötülük, fesatlıktan kime fayda gelmiş ki dimi yani :)
mutlu pazarlar dilerim..


*foto: joanafaria.bigcartel

Yorumlar

  1. kadınlar bu yuzden anlasımıyor olsa gerek ;) bu arada blogunuz cok samımı ıns. takıbe aldım bana da beklerım

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim, iadei ziyarete gelirim :)

    YanıtlaSil
  3. Merhabalar.

    Nefsinde fesatlık duyguları besleyen herkes; ister bu kadın, ister erkek olsun hiç fark etmez, çok tehlikelidir. Erkeklerin bu konuda kadınlara farklı davranmalarını ise, onların fesatlık duygularını bastırdığı için değil, tek kelimeyle onlardan faydalanma çıkarı şeklinde yorumlayabiliriz.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
  4. Recep Altun, sizinki de farklı bir yorum oldu :) hiç bu açıdan düşünmemiştim. Doğrudur tabi :)

    YanıtlaSil
  5. herkes iltifat edemez bu doğru.
    bana iltifat edilmesinden pek hoşlanmam ne diyeceğimi bilemem çünkü. ama iltifat ederim. daha doğrusu begendiğimi de begenmediğimi de insanlara söylüyorum. :)

    art niyetli tüm yorumlardan korunmak için radarlar açılmalı ama ;) hayatımdan öyle insanları uzak tutuyorum, tavsiye ederim.
    seni yakınımda tutayım amaaa ;)

    YanıtlaSil
  6. Seyhan abla, biraz da elektrik meselesi bu.. bak mesela hiç görüşmediğimiz halde senden çok pozitif, yakın bi elektrik alıyorum ablam gibi görüyorum seni.. ama bazıları ne yaparsa yapsın sevemiyorum :)

    YanıtlaSil
  7. Her sınıfta senin gibi biri lazım, hocanın dediği gibi başarıyı etkiliyordur. O sınıfa severek mutlulukla girmek ,derslerin monotonluktan kurtulması arkadaşlarına ilaç gibi gelmiştir :) Blogundaki gibi birisin evet, şimdi iltifat gibi olmasın gerçekten çok samimi içten yazıyorsun...

    YanıtlaSil
  8. Sema, teşekkür ederim çok :) yani kolay olmuyor işten çıkıp gece yarılarına kadar ders dinlemek, esprisiz olmaz :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…