Ana içeriğe atla

beyaz örtü..

 


soğuk dışında herşeyi sevilir kış'ın..
kış demek aynı zamanda arınmak demektir çünkü..
insanın bir yıl hoyratça kullandığı, üzerinde yaşadığı, çiğnediği toprağın,
onlara hiç gücenmeden, kırılmadan her sene kirlerinin üstünü bembeyaz örtüyle örttüğü mevsimdir kış..
hem insan hem de toprak için dinginlik mevsimidir aynı zamanda..
hem ruhumuzu hem bedenimizi dinlendiririz kışın..
iç sesimizi duyarız sık sık..
planlar yaparız yaz için...
çokça hayaller kurarız , özellikle kar yağdığı geceler..
bir çok tövbe eder, bir çok yeni karar alırız..
özellikle yepyeni bir yıla yepyeni temiz sayfayla başlarız hepimiz..
sanki geçen seneye de aynı sözlerle girip hiç birşey yapamadan çıktığımızı bilmiyormuşuz gibi..
o temiz sayfaya ilk günlerde özenerek yazarız en güzel yazımızı..
baş üstünde taşırız yeni açtığımız temiz sayfamızı..
sonra bir bakarız ona da alışmışız çoktan..
biz dikkat etsek de hayatımıza , herşeyin bizim elimizde olmadığını görmüşüzdür çünkü..
planlar aksamaya başlar sonra..
hasta oluruz , ya da sevdiklerimizin başına bir iş gelir biz yine umduğumuzu bulamayız yeni yıldan..
sonra bir bakarız yaş gitmiş, yaşlanmışız sevinerek karşıladığımız o yeni yıllar bizi sonumuza yaklaştırmış..
dönüp arkamıza bakarız, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığımız onca seneye şaşar kalırız..
sevdiklerimizden ayrılma korkusuyla her sene her sene işte ömrümüzü tamamlarız..


Yorumlar

  1. Bugunlerde hep kar yagmis mi diye bakar oldum camdan. Bu hislermiymis sebep?

    YanıtlaSil
  2. Ah tam benim hislerimi yansıtmış bu yazın Merve.
    Oturup bir yazı yazsam, bende tam böyle bir şey yazardım..
    Tekrar-tekrar okudum..
    Evet kış demek arınmak demek. İnsanın kendisi ile baş başa kalıp iç muhasebesini yapabildiği tek mevsim..

    YanıtlaSil
  3. Nesrin, bendeki karşılığı bu kışın :) seninkileri bilemeyeceğim canım..

    Zeyneepp! :)) görünce şaşırdım biraz bayadır uğramıyorsun bloguma, sebebini biliyorum tabiki :(
    evet yazıma tekrar bakınca senin durumunu da anlattığını farkettim.. ben aslında biraz da anenemin hastalığına üzüntümden yazmıştım bunu.. sonuçta adı hastalık girdiği evin huzurunu kaçırır bilirim.. öpüyorum seni çok ^^

    YanıtlaSil
  4. Ne kadar sıcak bir yazı kışın soğukluğunda..

    YanıtlaSil
  5. Ne kadar güzel bir yazı olmuş. Yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  6. Olsun hep yeni umutlar oluyor yine de, zaten o da olmasa insan hayata tutunamaz ki, kış güzeldir dediğin gibi..

    YanıtlaSil
  7. çok güzel yazmışsın. hele şu her sene aldığımız yeniyıl kararları..

    YanıtlaSil
  8. Reyhane, teşekkür ederim soğuklarda blog daha bir yazınası hale geliyor benim için :)

    Deniz, teşekkür ederim, beğenmenize sevindim :)

    Meryem, tabiki hayata tutunmadan olmuyor, sonuçta eninde sonunda öleceğiz deyip şimdiden üzülmek saçma :) umutlu olmak lazım her koşulda..

    Seyhan Abla, teşekkür ederim :) bu sene karar almamaya karar verdim zaten :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…