Ana içeriğe atla

mutlu pazarlar olsun ^_^


ahhh nerede o eski pazarlar :)
öğleye kadar uyumak, geç vakte kadar kahvaltı masasında keyif yapmak, akşamüstü süslenip püslenip gezmelere gitmek...
şimdilerde pazar günü kadar kıymetli bir gün yok..
erken kalk kahvaltı yap, öğleye kadar evi topla, pazara çık, meyve sebze al, eve gel haftaiçi için yemek yap, kuruyan çamaşırları topla, ütü yap, eşin işten gelince markete git alışveriş yap, pazartesi sendromuna girip erken yat  o.O
neyse ki bütün bunlara alışmaya çalışırken, anneciğimin haftaya teee trabzonlardan kalkıp buraya gelecek olması beni çok mutlu etti..
benim düğünüm kardeşimle aynı zamanlara denk geldiği için annem hiç bir hazırlığımda bulunamamış, istanbula gelememişti..
yani düğünün istanbul ayağında eşyaydı, mobilyaydı hiç bir şeye ortak olamamıştı..
evimi fotoğraflardan görebilmişti anlayacağınız..
bu arada annem hem çalışıp hem de hasta ananeme baktığı için fırsat bulup da gelemedi, yoksa çoktan kapımızı çalardı biliyorum ;)
hem ben hem eşim ilk yatılı misafirimizi annemizi sabırsızlıkla bekliyoruz :)
hatta annem gelince ne yemek yapsak diye menü bile çakırdık eşimle :)
misafir çarşaflarını yıkayıp ütüledim..
hatta dün cam bile sildik :)
sildik diyorum eşim yüksek yerlerde bana yardımcı oldu,  en sıkıcı iş bile sevdiğin insanla yapınca ne kadar eğlenceli oluyormuş bunu anladım :)
ben de bol bol övgü ve güzel sözlerle kendisine gaz verdim :D 
cicim ayları geçtikten sonra da bana yardımcı olması için verdim o gazı tabikii :)
Allah kimsenin ağzının tadını bozmasın, huzurlu, bol dinlenmeli pazarlarınız olsun :)



*foto: pinterest.com

Yorumlar

  1. gözün aydın annenin geliyor olması mutluluk verici :)
    iyi pazarlar..

    YanıtlaSil
  2. maviye iz süren, teşekkür ediyorumm , hem de fazlasıyla mutluluk verici ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…