Ana içeriğe atla

En makbul dua samimi olandır..


En makbul dua samimi olansa, bu duanın kabul olmaması imkansız sanırım..
Nette dolaşırken küçük bir kızın duasına denk geldim..
Buyrun siz de okuyun isterim..

***
Allahım..
Üstü olmayanlara üst ver ve dışarıda yaşayanlara ev ver,
Herkese dondurma ver, oyuncakları olsun,
Telefonları olsun, oyuncak ve gerçek telefon.
Ben Kur-an okuyorum günahımı affet
Cennetine koy, cennette seni göreyim
Seni çok özledim.
Herkesi koru,
Babalar uzaklara gitmesin,
Fakirlerin bilgisayarları olsun,
Ve kapı kilitleri olsun
Çocuklar arkadaşlarıyla on gün oynasınlar
Sohbette sessiz duranları çok sev.
Annesi, babası ablası, abisi olmayanlara anne baba abla ve abi ver
Ve onlara çiçek yarat.
Bebeklerin bebek arabası olsun
Kardeşleri olsun
Yolları açık olsun.
Paraları olsun fakirlerin.
Yatakları olmayanlara yatak ver, dışarıda yaşamasınlar, hırsızlar çalmasın
Allah’ım seni çok seviyorum
Sakın cehennemine koyma, yılanları, aslanları gösterme.
Allah’ım lütfen herkesi cennete koy, cehenneme hiç kimse girmesin.
Allah’ım bütün dualarımı kabul et.
Amin, amin amin…

***alıntıdır.

Çocukken yani Allah'ı yeni yeni duymaya başladığımda ben de biraz korkmuştum..
toplumun bize aşıladığı bir gerçek  "günah işlersen, ateşlerde yakar Allah seni,
saçlarını kapatmazsan öldüğünde saçların yılan olur ona göre.."
Allah sevgisinden önce Allah korkusu yerleşiyor beynimize..
bu korku bütün hayatına yayılıyor sonra büyüdüğünde..
korktuğun için namaz kılıyorsun,
korktuğun için oruç tutuyorsun,
korktuğun için ibadet yapıyorsun..
o yüzden belki de namaz kılmak bu kadar ağır geliyor bünyemize..
severek, isteyerek, Allah'la konuşmaya gidiyorum oley diyerek kılmak nerde,
cehenneme gitmek istemiyorum, korkuyorum namaz kılmam lazım demek nerdeeee..
dün kandilde fırsat bulup yazamadım şimdi içimden geçenleri sizinle de paylaşmak istedim ;)
geçmiş kandiliniz mübarek olsun, bütün dualarınız kabul olsun ..



*foto: alıntıdır.

Yorumlar

  1. Ne kadar doğru tespitiniz,korkuyla zorla olan şeyden ne hayır geliyor ne de sürekliliği olabiliyor.

    YanıtlaSil
  2. Evet benim de en üzüldüğüm küçücük çocukları öcü gibi Allah ile korkutmak. Allah koskocaman bir sevgidir oysa, koruyan, kollayan, her an yanında olan...

    YanıtlaSil
  3. Miskin ve Beceriksiz, malesef süreklilik sadece severek yaptığın işlerde oluyor.. inşallah bilinçli anne babalar olabiliriz ;)

    Handan, korktuğun birinden bir şey isteyemezsin benim mantığımca, sevdiğin birine nazın geçer şunu şunu istiyorum dersin.. aynı şekilde Allah sevgisiyle yaptığımız ibadet ve sonundaki dualar daha makbul olur..

    YanıtlaSil
  4. Çok faydalı paylaşımlarınız var. Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  5. Merve'cim okurken yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu ^_^ Minik bir kalbin samimi duası kadar masum ne olabilir ki bu dünyada...

    YanıtlaSil
  6. Cok dogru tespitlerde bulunmussunuz.

    YanıtlaSil
  7. Profösör, teşekkür ederim..

    Yeniler Kendini Hayat, ben de aynı şekilde gülümsedim, sonra biraz ciddileşip bu yazıyı yazdım :)

    Mehtap, teşekkür ederim..

    YanıtlaSil
  8. ufff ya evet çok doğru ve dua çok önemli bişi yaa.

    YanıtlaSil
  9. deeptone, sende hoş geldin deep ;)

    YanıtlaSil
  10. Sıcak bir yazı ve samimi bir dua... Amin...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…