Ana içeriğe atla

Mucize Filmi Yorumum ;)


Otobüslerde, duraklarda, billboard'larda, evlerin duvarlarında her yerde "Mucize" afişleri..
neredeyse tek tek  evleri dolaşıp filme davet edeceklerdi ki onları beklemeden gidip filmi izledim ;)
filmin başrolü, kahramanı, ödüllük oyuncusu bana göre ve sanırım herkese göre Aziz karakteriyle Mert Turak..
"Beni Böyle Sev" dizisinden sönük bir rolde hatırladığım oyuncuyu tebrik ediyorum..
film boyunca ağzım açık kendisini hayretler içinde izledim..
film gerçek bir hikayeden uyarlanmış sinemaya..
Mahsun'un arkadaşının hikayesiymiş..
Aziz'in hastalığının adı "serabral palsi"
yani yüzünün sağ tarafı felç, vücudunun ise sol tarafı..
düşününce sağlıklı bir insanın bunu taklit etmesi ne kadar zor değil mi?
Mert Turak'ın Ayşe Armanla yaptığı röportajı da okuyun fırsat bulursanız..
Ayşe Arman da ne kadın he!
kiminle ne zaman röportaj yapacağını, neyin okunacağını çok iyi kestirebiliyor ;)
buraya kadar Mert Turak'tan bahsettim, birazda filmden bahsedeyim..
hem yazar hem yönetmen Mahsun Kırmızıgül..
acıtasyon yaptığı için çok çok eleştiriliyor..
filmde yakaladığı manzaralar sizi kocaman sinema ekranına kilitliyor..
seçtiği oyuncular rollerine cuk diye oturuyor..
yaptığı acıtasyonun yanında patlattığı esprilere kahkahayla gülüyorsunuz..
filmde dikkatimi çeken bir olay daha var..
eşkiya diye bildiğimiz dağa çıkan silahlı insanları bize "dağların aslanları" diye işlemesi..
köye öğretmen yollayan ancak okul yapmayan devlete karşılık, 
atların üstünde koşa koşa gelen dağların aslanları bir kaç günde okul inşa ediyor..
eşkiyadan korkan öğretmene korkmaması gerektiği, onların aslında yardımsever insanlar olduğu söyleniyor..
ne kadar doğru ne kadar yanlış, filmin ait olduğu dönemle bugünün eşkiyaları arasında ne gibi farklar var ben bilemedim..
benim film yorumum kısaca böyleydi..
başkalarının yorumlarını da merak ediyorum doğrusu ;)



Yorumlar

  1. Bende bu hafta izledim, ilk Mahsun filmim oldu denebilir.Oyuncular dediğin gibi gayet iyi senaryoda güzel acısı fazla gelsede sinemadaki türk filmlerinin yanında kaliteli oldukca...Eşkıya kısmına bende takıldım ama dönem olarak 60-70 arası yıllardı.Feodal düzene ağaya karşı çıkan insanların dağa çıktığı bir dönem hatırlarsın Kemal Sunal filmlerinde de bolca işlenir bu tarz konular ama niyeyse Mahsun yapınca mıdır yoksa 2014 ruhundan mıdır bi iç gıcıkladı o eşkıya olayı.neyse herkesin emeğine sağlık diyelim başkada bişey demeyelim....

    YanıtlaSil
  2. Tavsiyen üzerine en kısa zamanda izlenecekler listesine eklendi :) Teşekkürler Merve'cim!

    YanıtlaSil
  3. tek kelimeyle harikaydı...

    YanıtlaSil
  4. Ben harika diyemiyorum ama bana bakma sen :)))

    YanıtlaSil
  5. Ben filmi çok beğendim hatta en kısa zamanda bende bir post hazırlamayı planlıyorum ve özellikle görüntü yönetmenini gönülden tebrik etmek istiyorum

    YanıtlaSil
  6. bence mahsun kırmızıgül beyaz perdeye geçişiyle sınıf atladı.
    filmlerini seviyorum. bu filme çok gitmek isterdim mesela ancak gidemiyeceğim sanırım. öyle yorumları okumakla yetineceğim ve kim bilir ne zamn izleyip begeneceğim :D

    YanıtlaSil
  7. ama son yazıma baksana amaaa yaaaa :)

    YanıtlaSil
  8. o oyuncu için gideyim barii du merak ediyom tımıms :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…