Ana içeriğe atla

uykum var..



saat 09:38
uykum var..
ama öyle böyle değil gerçekten çok uykum var..
ilk defa ramazan ayında çalışıyorum..
ilk defa bütün sahur yemeklerini ben hazırlıyorum..
evliliğimde bir yılımı doldurmak üzereyim,
tam da ev hanımlığı ve iş kadınlığını aynı anda yürütebiliyorum dediğim zamanlarda,
son düzlükteyim :)
ramazan bitimine kadar gündemdeki konu başlıkları..
sahur, iş, iftar ve uyku !
saat 09:48
iftara 11 saat kaldı...


Yorumlar

  1. aramıza hoşgeldin ozaman diyelim birde üzerine çocuk olunca hepten filim kopuyor ben şuan iş yerinde zombi gibi dolaşıyorum ....birde itftara son saatler kala tepemde bir yaramaz çocuk ooohh evlere şenlik bence biraz tadını çıkart :)

    YanıtlaSil
  2. Atahan ile Hayat, ayy aman Allah kolaylık versin, çok yorucu ve zahmetli bir iş çocuk bakmak, ben çok korkuyorum :)

    YanıtlaSil
  3. hayattta en çok korktuğum şeylerin başında çalışmaya başlarsam ramazan boyu tüm iznimi kullanırım herhalde şeklinde :D
    çünkü bırak işi ben evden çıkamıyorum :D

    YanıtlaSil
  4. Nabrut, ben ilk haftasında kullandım ama bir yılın dolmadan bir ay izin alamıyorsun malesef :D senin ancak özel iş açman gerekir.

    YanıtlaSil
  5. buna da şükür de:)Sana bir büyüğün olarak diyeceğim o ki daha ekşınlı ramazanlar var önünde:)

    YanıtlaSil
  6. ters pabuçlar, ay aman korkutma beni :) zaten etraftaki bebek ne zaman soruları sıklaştı, geleceğim konusunda endişeliyim :)

    YanıtlaSil
  7. İşte bunları okudukça yerimden kıpırdayasım gelmiyor ve nasıl şükredeceğimi bilemiyorum :)
    Sana kolaylıklar diliyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…