Ana içeriğe atla

giyecek hiçbir şeyim yok :)




geldi yine "giyecek hiç bir şeyim yok" mevsimi ..
eşimin dolabını açıyorum tak tak, bir tişört bir pantolon ütüleyip yarın bunları giyersin diyorum..
gel gelelim sıra bana gelince aynı bu resimdeki gibi dakikalarca bakıyorum bakıyorum bakıyorum..
bu çok ince, bu çok kalın, bunun boyu kısa, bunun boynu açık, bunun rengi olmaz...
aslına bakarsan dolap dolu, ama gerçekten giyecek hiç bir şeyim yok :)
yağmurdu, rüzgardı derken hızlı bir giriş yaptık soğuk mevsimlere..
en acilinden dolabı baştan düzenlemem gerekiyor..
nereye elimi atsam yazlık etek ve tişörtlere çarpıyor..
kışlık hazırlık yaptım o kadar sadece boğazımı düşünmüşüm :)
buzlukta, dolapta yer kalmadı ama giyecekleri unutmuşum..
Sizde durumlar nasıl?



Yorumlar

  1. Bende de durum aynı. Dolabı da düzenlemem gerekıyor ama hıç canım istemiyoooor :))

    YanıtlaSil
  2. Bu geçiş mevsiminde insanı tatmin edecek bir şeyler bulmak gerçekten güç oluyor:)
    Bir de o "boynu açık, kolu kısa, ıttırısı bıttırı, bıttırısı ıttırı" düşünceleri insanı çok geriyor:-/
    Benim bulduğum -kendimce- en akılcı çözüm yolu pamuklu body, üzerine bir hırka yada ütülü bir bluz.
    Alta zaten pantolon.
    Eteklerle pek barışık değilim;)

    YanıtlaSil
  3. Ben de yazlıkları kara kışa kadar hırkalarla götüreceğim gibi geliyor zira kalın kazak giymeyi hiiiç sevmiyorumm :)

    YanıtlaSil
  4. Dondurma delisi, çok ani geldi kış tatilin bittiğini ben daha yeni anlıyorum :)


    Beyza aydın baser, ya benim eşim de pantolon giymemi istemiyor mecbur eteklere ağırlık veriyorum :) ama kışlık bir kaç pantolon alacağım.


    Yeniler kendini hayat, Özlem aynı ben de öyle, boğazlı kazağım felan hiç yoktur, eşarbın altından boğuyor beni.. gömlek giymeyi çok seviyorum ben :)

    YanıtlaSil
  5. Giyecek hiçbir şeyim yok diye söylenip dolabı dolup taşanlardan mısınız? O halde ikinci el dünyasına katılın; https://www.tarz2.com/kiyafetlerImIzden-vazgecme-esIgI

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…