Ana içeriğe atla

empati kurun!


Tolstoy der ki; insan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır...

bugün 18 mart..
çanakkale videoları izleyerek başladım bugüne..
o günleri kafamda canlandırıp binlerce kez şükür ettim..
bugünleri bize hediye eden o güzel yürekli şehitlerimizi andım..
çanakkaleye hiç gittiniz mi?
toprağa basmaya utanıyorsunuz desem..
yavaş yavaş yürümeye çalışmıştım hatırlıyorum..
her karışı şehit kanı, şehit bedeni dolu çünkü..
toprağın kokusu buram buram, gülmeye utanıyorsunuz desem..
o dönemlere gitmiş gibi hissediyorsunuz, ben orda olsam napardım diyorsunuz..
sonra günümüze dönüp haberlere bakıyorsunuz,
her an patlamaya hazır bombalara karşı sizi uyarıyorlar..
kalabalık yerlerden uzak durun, haftasonu dışarı çıkmayın, dikkatli olun!
durakta veya yoldan geçerken, işe giderken ya da eve giderken..
her an ölebilirsiniz diyorlar..
kendileri zırhlı araçlarla koca binalarında korunurken halka dönüp dikkatli olun diyorlar..
neye karşı dikkatli olalım?
nereden geleceği belli olan tehlikelere karşı dikkatli olunur..
böyle kanı bozukların yapacağı patlamalara karşı dikkatli olmak mümkün  mü?
mümkünse sen çık sokağa tek başına dikkatli yürü o zaman!
dua ediyorum, kimsenin evine ocağına ateş düşmesin,
kimsenin çoluk çocuğuna zarar gelmesin ,
annelerin ciğerleri parçalanmasın,
evlatlarını toprağa vermesinler,
yeter...




Yorumlar

  1. Çanakkale'ye oratokulda iken gitmiştim. MTTB 'nin organize ettiği bir şehitlik gezisiydi. Çok heyecanlanmı=ştım. O heyecanı hala muhafaza ederim içimde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de okul gezisi ile gitmiştim, bence her okulun gitmesi gereken ilk yer burası olmalı..

      Sil
  2. Yazınızı ilgi ve beğeniyle okudum. Sizi de benim blogumdaki ürünlerimi okumaya davet ediyorum. Dost selamlar.
    www.erhantigli.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ediyorum, hoşgeldiniz..

      Sil
  3. Ben de Çanakkale Şehitliği'nde gezerken aynı şeyleri hissetmiştim. Tüylerim diken diken dolaşmıştım. Bence herkesin en az bir kez oraya gitmesi gerek. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen katılıyorum, teşekkürler ..

      Sil
  4. Gitmedim ama bu anlatıma bayıldım ... Ve amin inşallah ; Allah a emanet..
    Huzurlu ve umut dolu günlere

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hissetirebildiysem ne mutlu bana, inşallah en kısa zamanda gidersin..

      Sil
  5. Çanakkaleye gittiğimde siperlerin içine girdiğimde çok ağlamıştım. Güzel günler görelim inşallah yeterince sızladı atalarımızın kemikleri:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. amin canım, ben de en çok orda etkilenmiştim..

      Sil
  6. İnsanın her gördüğünde, içini titreten topraklar.. Nur içinde yatsınlar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. amin, Allah hepsine rahmet eylesin..

      Sil
  7. Ne yüce insanlardır onlar ki hala o tepeler, dağlar ruhlarının ağırlığını taşır hepsinin de...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen katılıyorum .. keşke o dağlar kadar bizler de taşısak o yükü..

      Sil
  8. Bu konuya değinmeniz güzel olmuş hızlı unutan bir toplum haline geldik. Atalarımızın mirasını geleceğe taşımak bize düşüyor. Saygılar.
    hayatarasicay.wordpress.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bize ve çocuklarımıza düşüyor.. bu yüzden ziyaret etmemiz gerekiyor işte.. saygılar..

      Sil
  9. Korkunun ecele faydası olmaz. Zırhlı araçlarla da dolaşılsa ecel geldi mi zaman, mekan, koruma beklemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tabiki ecele hepimiz inanıyoruz, savaş hali, savaş psikolojisi bambaşka tabi..

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…