Ana içeriğe atla

zenginlik nedir?


zenginlik nedir?
zenginlik, sabahları bir poğaça, bir simit yiyebilmektir..
zenginlik, merdivenleri yardımsız çıkabilmektir..
pencereden bakıp, yoldan geçenleri görebilmektir..
her akşam kendi kapını kapatabilmektir..
saçının okşanmasıdır..
kolundaki saatin geleceği göstermesidir..
bir sonraki hafta için plan yapabilmektir..
güzel günleri bekleyebilmektir..
bazen bir tabak makarnadır..
bazen iki domates ve bir taze ekmektir..
kendine inanabilmektir..
zenginlik varlığından mutluluk duyabildiğin herşeydir..
şükürlerle dolu bir haftasonu diliyorum :)
haftasonu tatlısız geçmez malum,  bu haftanın tatlısı cheesecake olsun..
kışın bolca limonlu cheesecake yapmıştım çileklisini ilk kez denedim..
bazı püf noktalarına dikkat ettiğinizde yeterince lezzetli bir cheesecake yapabilirsiniz..
ben genelde bir kaç tarif okuyorum , tariflerin beğendiğim kısımlarını birleştirip kendi kekimi yapıyorum :)
o yüzden tarifi daha usta bloglardan araştırarak öğrenin siz..
mutlu geçsin haftanız :)






Yorumlar

  1. Merhaba ;
    Başlığı okuyunca ve devam yazısına tıklayıp açılmasını bekleyene dek aklımdan şu geçmişti :
    Bir üstad der ki ; " ... zenginlik, sabahları bir poğaça, bir simit yiyebilmektir.. "
    Bu kadar olur ... Yazı açılınca kocaman bir gülümseme oldu yüzümde ...
    Masan da pek şahane görünüyor canım
    Emeğine sağlık
    Ağız tadın ve sağlığın yerinde olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel :) zenginlik diyince aklına paradan puldan önce bunların gelmesi pek güzel :) çok teşekkür ediyorum..

      Sil
  2. En büyük zenginlik küçük şeylerle mutlu olmak yine küçük şeylerden rahatsız olup iç huzurunu kaçırmamak sanırım.Mutluluğunuz bol olsun ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. küçük şeylerden mutlu olmayı öğrendim de küçük şeylerden keyfimin kaçmasına engel olamıyorum malesef :) çok teşekkürler..

      Sil
  3. En büyük zenginlik ne kadar zengin olabildiğimizi görebilmek sanırım. ..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi.
Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını.
Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içind…

Aşka Yükseliş ve Seni İstiyorum

AŞKA YÜKSELİŞ 

Ben izlediğim filmin yorumunu hemen bloga ekleyemezsem bir daha kafamdakileri toparlayıp yazamıyorum buraya sevgili okuyucularım.. o yüzdendir ki bu iki filmi hemen sizlerle paylaşmak istedim.. birbirinin peşi sıra çekilmiş iki film bunlar.. ilkinden başlıyorum önce "Aşka Yükseliş" filminden yani.. ünlü Melisa P. filminin oyuncusu Maria Valverde ile yakışıklı bir uşak başrolde.. zengin kız Babi ile sorunlu, agrasif , motorcu genç Hugo'nun aşkını konu alıyor tamamen.. yani tahmin ediyorum hangi kız izlese erir biter Hugo'nun yaptığı romantiklikler karşısında.. tamam sorunlu olabilir ama aşkın hakkını da çok iyi vermiş.. yani severek izlediğim filmin sonuna ne kadar üzüldüm anlatamam ! güzel işlenmiş bir konu ama sonu saçma bitmişti.. mutlu sonla bitmeyen filmleri sevmiyorum ben.. neyse film hakkında birşeyler araştırırken bir de ne göreyim, filmin devamı çekilmiş meğersem..

SENİ İSTİYORUM

İşte filmin devamı seni istiyorumu da aradım buldum hemen izlemeye…

Trabzon adı nerden gelmektedir ?

Evliya Çelebi Trabzon için şöyle demiş:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:

Trabzondur yerümüz ,
Ahça tutmaz elümüz ,
Hamsi paluk olmasa ,
Nic'olurdu halumuz.

***

Bir zamanlar Trabzon'un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle…