Amerika Seyahatim

14:46:00 Merve Sevim 6 Yorum

Takip edenler bilirler, 2011 yazında 3 aylık work and travel programıyla birlikte Amerikaya gitmiş, hem çalışmış hem de dilimi geliştirmeye çalışmıştım. Bu sayfada o zamanlar bloğumda paylaştığım yazılarımı birleştirmek ve yeni gidecek arkadaşlara yardımcı olmak istedim..


Work&Travel başlarkene :)


Work and travel kısaca WAT... arkadaşlarımın ve tanıdıklarımın neredeyse hiç duymadıkları , sadece üniversite öğrencilerine sunulan bir imkan, yazın bir kaç aylığına Amerika'da çalışma programı WAT..Ben de 2. sınıfın başında yine arkadaşlarım vasıtasıyla duydum ve "Hadi canım ABD' de mi çalışacağım yazın,dünyanın öbür ucuna kim gönderir beni, hadi gönderdiler diyelim iş bulan şirketlere güvenilir mi bu devirde , komik =)" deyip geçmiştim. Sonra bir yerden bi deli cesareti geldi sanırım ve kulağa hoş gelmeye başladı bu fikir, yanımda tanıdığım arkadaş grubuyla gidecek olmanın verdiği rahatlamayla araştırmalara başladık. WAT'a öğrenci gönderen şirketlerin neredeyse hemen hepsi İstanbul'da olduğu için ulaşabildiğimiz kadar şirkete gittik ve konuştuk. Aklımızda getirisiyle götürüsüyle bu program sırasında karşılaşabileceğimiz durumları öğrenmeye başladık.. her şirketten ayrı şeyler öğrendik..Taksim'de fuarlara katıldık, bir sürü şirketin stantlar açıp hem yurt dışı dil kurslarını tanıttığı hem wat programlarını tanıttığı bir sürü isimle konuştuk..Bizim için öncelikli sorulması gereken sorular vardı:
  • İş garantisi veriyor musunuz ?(keza duyduklarımıza göre bazı öğrenciler gittiklerinde işlerinin hazır olmadığını ve haftalarca sefil olduklarını söylemişlerdi)
  • Grup arkadaşlarımla aynı eyalete aynı işyerine düşebilir miyiz?
  • Bu işin bize maliyeti toplam ne kadar olur?
  • Acaba dil kursuna mı yazılsak direk ingilizce öğrenmek için en iyi seçenek olduğunu biliyoruz?
  • İş alabilmem için ingilizce seviyem ne olmalı?
ve daha bir sürü aklımıza takılan sorular ... erken kayıt diye de bir şey var şirkete verdiğiniz paranın miktarını erken kayıtla aşağılara çekebiliyormuşsunuz onun içinde biran önce karar verip bir şirkete yazılmamız gerekti...
veee Ekim sonu gibi 8 kişilik bir grupla İstanbul Lisan Merkezinde (İLM)  hem fikir olduk ve gittik kayıtlarımız yaptırdık...Şirketimizi seçmemizin sebeplerini şöyle sıralayabilirim:
  • 8  kişiyi aşan bir grup olduğumuzda para konusunda çok daha fazla indirim yapacaklarını söylediler. kişi başı 1400 dolar olan şirkete ödenmesi gereken parayı 1100 dolara düşürdüler ve 6 ay taksit yapabileceklerini, peşin ödemek isteyenler olursa onlardan da 1000 dolar alacaklarını söylediler..ki bu fiyat çoğu şirkete göre çook iyiydi bizim için, ama herşey paradan az olsun demek değil, yapacağınız iş riske atılacak bir iş değil çok ucuz yerler de var ama yollarda evsiz kalan öğrencileri duyuyoruz.. siz makul fiyatlarda bir şirket bulsanız daha güzel olur sanırım .
  • Şirketimizin 20 yıla yakın bir geçmişi var yeni bir yer değil ama daha çok dil kursları veriyor, ve bir çok yerde de şubesi bulunuyor.
  • Dil kursu olmasının avantajını iyi kullanıyorlar ,bizim vize alabilmemiz ve ingilizcemizi geliştirebilmemiz için kendi kurslarında Abd'ye gidene kadar haftada 3 gün bizim için konuşma sınıfları açıyorlar.Size yakın bir şubesine ücretsiz katılabiliyorsunuz.. ve en önemlisi hocalarının hepsi yurt dışından NewYork,Avusturalya,Yeni Zelandadan gelen gayet iyi öğretmenler..ben vize alana kadar hemen hemen hepsine katılmaya çalıştım ve inanılmaz faydasını gördüm..Sınıfta sadece ingilizce konuşuyorsun ve hoca senin anlayabileceğin şekilde gayet açıklayıcı sohbetler açıyor , herkesi ayrı ayrı konuşturuyor.. ben bu sayede ingilizce konuşurlarken kapıldığım heyecandan ve korkudan kurtuldum ...
  • şirketimizin bir başka artısı da diğer şirketlerde pek bulunmayan iş sözleşmesi..işin belli olduğu anda sözleşmen hazırlanıyor ve iki tarafta imzasını atıyor, işsiz kalma gibi bir risk ortadan kalkıyor.
  • ve diğer şirketler sadece bir tane JOB FAIR (iş fuarı)  yaparken bizim şirketimiz iki sponsorlu iki iş fuarı düzenledi...iş fuarları önemli, genellikle şubat aylarında yapılan iş fuarlarında kendin Amerikadan gelen sponsorlarla yüzyüze görüşüyorsun ve o senin hem ingilizceni sınıyor hem ne iş yapmak istedğini soruyor ve kimlerle aynı işte olmak istediğini.. sponsorla ilk görüşenlerden olmak büyük avantaj çünkü onlar ellerinde iş seçenekleri olan formlarla oturup gelenleri ing seviyelerine  göre işlere yerleştiriyorlar. sen eğer ing konuşma konusunda kötüysen ama sponsorla ilk görüşenlerdensen ve sempatiklik yapmışsan sponsor sana güzel bir iş verir, tabi önce sana soruyor hangi işleri istersin die...
Ben sponsorun yanına kuzenin ve bir arkadaşımla girdim, erken girenlerden biriydim =) baya sempatik davrandılar bize, hangi işleri ve eyaletleri istediğimiz sordular üçünüz de aynı yerdemi olmak istiyorsunuz dediler..çok rahat geçen bir görüşmeydi hee bu arada bu görüşmelerin hepsi ing gerçekleşiyor unutmayın ;)
işimizin kesinleştiği 10 gün içinde bize bildirildi ve sözleşmelerimiz imzalanıp hazırlandı..saat başı kaç dolar alacağımız , kalacağımız yer, iş kıyafetimiz, iş saatlerimiz vs herşey sözleşmemizde yazıyor..
işi aldık sırada atlatmamız gereken çok önemli bir şey daha var VİZE görüşmesi :) ABD vizesi en zor alınan vizelerdenmiş.. ama öğrencilere ve üç ay kalacakları için daha yumuşak davranıyorlar..vize için 55 dolar internetten randevu parası , 140 dolar da TEB'e vize ücreti yatırdık... Vizeden önce de en az bir yıl süre geçerli olan Pasaport almalısınız..bunun için de önce emniyet müdürlüğü sitesinden randevu alıyorsunuz ve orada sizden istenen belgeleri hazırlayıp randevunuza gidiyorsunuz..ben iki yıllık Pasaport için ziraat bankasına 210 lira yatırdımve makbuzunu aldım.. randevuda önce parmak izinizi veriyorsunuz sonra da belgelerinizi görevliye verip evinize geliyorsunuz :) çünkü pasaportunuzu bir hafta sonra en yakın postahaneye gönderiyorlar..
tamam sanırım hepsi bu kadar son olarak da uçak biletinizi almalısınız.. biz şirketimizin anlaşmalı olduğu bir firmayla gidiş dönüş biletini 1600 tlye aldık... gidiş dönüş aldığınızda %50 ye kadar indirim yapıyorlar ve dönüş biletimizi istediğimiz tarihte alıp geri dönebiliyoruz...  Amerikaya gitmeden önce  400 dolar civarında da harçlık almanız gerekecek.. çünkü çalışmaya başlayacaksınız ve ilk maaşınızı 2 hafta sonra alacaksınız.. o zamana kadar sizi idare edecek kadar para almalısınız... 
Türkiye'de yapacaklarınız bu kadar :) işin gerisi size kalıyor biraz cesaret biraz kendine güvenle çok farklı bir yaz geçirme şansı bu.. yarın yolcuyum ve işin gerçeklerini oraya gidip göreceğim... inş beklediğimiz gibi geçer herşey...




WAT macerasında 2. raund job fair


Aylardır hazırlandığım, büyük bir özveriyle hem ismek ingilizce kursunu hem de şirketimizin bizim için yaptığı conversation derslerini düzenli takip etme sebebim job fair bugün gerçekleşti :) Amerikadan gelen sponsorlarla bugün taksim Titanik Otelde işimizin belirleneceği görüşmemizi yaptık.Yarın bütüm olmasına rağmen ve ben hiç çalışmama rağmen bu işe daha çok önem verdim sanırım , yarın sınavda ne yapacağımı hiç bilmiyorum :( neyse onu unutarak güzel geçen görüşmemden bahsediyim.bir erkek ve bir bayan geldi bizimle görüşmek için, yanlarına da 4 kişilik gruplar halinde alındık.onun öncesinde de hepimize toplu halde 1 saatlik bir konuşma yapıldı, tabiki konuşma dili İngilizce idi :D bu soruyu sanırım her arkadaşımız sordu şirketttekilere ve her seferinde de gülerek evet tabiki İngilizce denildi. Konuşmanın % 70 ini anladım bunda en büyük etkisi olan şirketimizin conversation derslerini söylemeden geçemicem çünkü çok faydası oldu ingilizce konuşan birisinden direk korkarak kendi içime kapanma halim kayboldu gitti :) neyse grubuma döneyim :) grubum 3 kişilik ben kuzenim ve TS den bir arkadaşım. 2 kız 1 erkek, hepimiz Trabzonlu , orada yaşayacağımız ilginç anları hayal edemiyorum :) sponsorların karşısında oturduk hepimiz ve bize ait bazı formları yine bize sordukları sorularla doldurdular. Yaşın kaç, baban ne iş yapıyor, kardeşin var mı,erkek arkadaşın var mı :) hangi işlerde çalışmak istersin kaç ay orda kalmak istersin felan :) burada ilgincime giden erkek arkadaşın var mı sorusu oldu.hayır dedim adam gülümsedi ve ekledi o zaman senin telefonla sürekli konuşmak gibi bir sorunun olmaz diye, evet şanslıyım dedim .sonuç şu ki yer olarak Nort Carolina iş olarak da Otelde çalışmayı seçtik :) işimizin kesinleşip sözleşmemizin yapılması için bir kaç gün bekleyeceğiz bakalım sonuç ne olacak :) şunu da ekliyim adamla el sıkışırken çok keyifli oluşundan ve gülerek  " Nice to meet you teacher. " demesinden işi aldık gibi bir his oluştu içimde.

Amerika'ya adım atarkene !


Dünya küçük derler ya hani artık bu cümleyi kullanmayacağım... Kime göre küçük olduğunu tabiki biliyorum ama insanoğluna göre çook büyük, öyle böyle değil çok ama çok büyük.. Bir kız 28 Haziran saat 6 da uçağa biniyor 9 da Amsterdamda iniyor Atlanta uçağına binmek için tam 2 saat yocuların güvenlik kontrolünden geçmesini bekliyor.. Sanki dünyada bir yere uçmayacaklar Ay'a tatil yapmaya gidecekler ; o kadar sıkı arama, o kadar sorular sorma , o kadar aletlerin içinden geçirilme , kısaca sinir bozucu.. Uçağa biniyor aklında sorular , bu kadar büyük bir demir yığını 10 saat havada nasıl durur.. Duruyormuş valla 5 dk bile uyuyamadım koskoca on saat boyunca , ki ben Trabzona giderken bir buçuk saat yolda bile gözümü açamayan ben ..ne mi yaptım onca saat; önümüzde kişiseltvlar, kullaklıklar kumandalar.. içinde filmler, müzikler , oyunlar ve dahası.. uçakta telefon bile açılmazken bu uçakta herşey serbestti çok şaşırdım.. son yarım saat heyecandan geçmek bilmedi ama sonunda yere indik ve uçakta bir anda alkış sesleri duyuldu :) haketmişti pilot güzel bir yolculuk yaşattı bize.. 
Buraya kadar herşey güzeeeell Amerikaya geldin , geldin de küçük bir kasaba büyüklüğündeki o havaalanından yaklaşık 5 saatte çıkamayacağını nerden bileceksin dimi... Önce yüzlerce yolcunun olduğu bir alanda sıraya giriyorsun polis amcaların pasaport ve parmak izi güvenliğini aşmak için... neyse ki bunu atlattık, hadi valizleri alalım gittik bulduk pembe kurdeleli valizimizi.. ee şimdi , şimdi valizleri tekrar güvenlikten alıyor polis amcalar ve içinde yiyecek olup olmadığını soruyor , yok diyorum ve ayakkabılarımı dahi çıkarıp güvenlikten geçiyorum.. eee hani valizler , 1. terminalden alacaksınız diyorlar... yürü yürü yürü yok, bir kadından yardım istiyoruz bize metroyu gösteriyor buna bineceksiniz 6. durakta ineceksiniz diyor :S hıh diyoruz biz yanlış anladık galiba zaten ingilizcemiz az.. kadın bizmle beraber gelmek istiyor metroya biniyoruz , ama yüzümdeki ifadeden hala ona inanmadığımı anlıyor olacak gülmekten duramıyor :) iniyoruz sonunda , valiz dünyası gibi burası ara bul seninkini, sağolsun kadın uçuş numaramızı alıyo gidiyor soruyor öğreniyor ve valizlerimize kavuşturuyor bizi, sarılıp öptüm valla :) şimdi artık yanlızsın yanında Selcan Uğurayı valizinde yiyecek var diye incelemeye almışlar zaten kaybettik çocuğu... eee kaldık kız başımıza Atlanta limanlarında... Greyhound bus stationa nasıl gidilir, sorduk öğrendik ama kime sorduysak oraya gitmeyin dedi :S Alla Alla neden dedik sizin gibiler için çok tehlikeli bir yer dediler, biraz buralarda takılın gece gidin dediler.. akılsız kafamız tabi dinlemedik trene binip gittik...  Selcanı dinlemez olaydım, o asansöre binmez olaydım... İkimizin de ömrü hayatınca unutamayacağı bir olay ama anlatmayacağım.. sadece asansörden indiğimizde selcanın sinirden hem gülüp hem ağladığını benimde korkudan konuşamağımı hatırlıyorum... Burası neresi yaa kaçmak istiyoruz burdan diye söylenmeye başladık.. Her yer acaip kılıklı. bakışlı zencilerle dolu... terminal minicik içi dolu bir sürü zencicik... bir beyaz biz... otobüs gece 1 de varmış .. hadiiiii bunların içinde onca saat beklenir mi yaaaa... neyseki  karşıdan Uğuray göründü de biraz daha rahatladı içimiz... Gece oldu otobüse bindik sabaha karşı 5 de indik ve aktarma yaptık 6 saat sonra nihayet Asheville durağında indik... Ohhhh burada zenci yok diye rahat bir nefes aldık... ve 2 saatin sonunda otelden gelip aldılar bizi ve güzel odamıza yerleştirdiler.. yarın ilk iş günüydü uyumamız gerekiyordu...



Bu günlerde aklıma gelen başıma geliyor nedense...



Bu günlerde aklıma gelen başıma geliyor nedense...bir de gönlümden geçen yanıma gelse keşke .. güzel bir Can Dündar sözü ;) hergün yeni bir durum çıkıyor, her gün biraz daha zorlaşıyor bu WAT işi .. canım sıkılmaya başladı ufaktan böyle hayal etmemiştim . İş sözleşmemizde otelde mutfaklı bir odada kuzenimle kalacağımız yazıyordu fakat otelde kaldığımız süre içinde odalarda ve otelin kendi içinde mutfak olmadığını öğrendik.. neyse yine bir sıkıntı yoktu çünkü otel çok rahattı çalışanlarla aramız süperdi , 5 gibi işimizi bitirip dinlenip lobiye iniyorduk sevgili Liz'le sohbet ediyorduk.. içeceklerimiz felan bedava alıyorduk rahat rahat geçiyordu günler yani.. ta ki başka bir eve taşınacaksınız dedikleri zaman .. karmakarışık olduk çünkü daha iyi mi olacaktı kötü mü hiç bilmiyorduk, iki kişilik mutfaklı ve içinde her şeyi olan bir ev dediler bir iki de komşunuz olacak biz sizi her gün alıp işe getireceğiz gibi şeyler de söylediler .. biz de iyi bakalım gidelim bakalım ne olacak dedik.. nerden bilelim buradaki bütün evler ormanların içinde :S şaşırdık biraz yukarlarda bir ev ve yanımızda karavan evler var.. bizimki tipik Abd evi üstünde minik bir tavan arası evin içinden merdiven çıkıyor, fırınlı dolaplı yataklı amerikan mutfaklı bir yer fakat pis biraz Jameicalı kızlar kalmış daha önce :S ve etrafta hiç kimseyi göremedik çok korktuk.. ağladım biraz kedi yavrusu gibi buraya bırakılmak canımı sıkmıştı sinirlerim bozuldu, hemen otele gittik yürüme ve biz orda korkarız kimse yok falan da filan anlattık işte... yarınsı gün patron özür dilerim ben bunları düşünemedim felan dedi bize bir telefon verdi buralardaki bütün evlerin böyle olduğunu korkacak hiç birşeyin olmadığını söledi , diğer kızların da öle yerlerde kaldığını öğrenince iyi bakalım kalalım dedik.. evi temizlemeye başlamıştık yandaki evden bir çocuk dışardaki çamaşırhaneye geldi.. çamaşırhane var evin dışında hem yıkama hem kurutma makineleri var çok güzel hem de sadece tozunu sen alıyon gerisi bedava.. neyse tipi aynı bir Türke benziyordu, bir saat sonra gibi Merhaba! d,ye seslendim.. aynı şekilde karşılık verince heh doğru tahmin etmişim dedim.. nerden anladın Türk olduğumu da merhaba dedin dedi ben de şaşırdım ama biz Türk'üz ya kanımızdan olanı tanımazmızyız hiç! kuzenim ben o hem çamaşırları yıkayıp hem sohbet ettik biraz bana telefonunu verdi ilk defa annemle konuştum :( sağolsun.. bize buraları anlattı 20 gündür burdalarmış veyanımızdaki evde erkek kız karışık kalıyorlarmış alt katta jameicalı kızlar 1 türk ve moldov kızı, üstte de erkekler.. yaklaşık 15 kişilermiş. herkes ikinci işte bile çalışıyormuş evde sadece uyuyorlarmış biz hala kimseleri göremedik oralarda :) bize internetin şifresini verdi , makinelerin nasıl çalıştığını da gösterdi, korkmayın burda kimseye bişi olmaz biz de kalabalığız korkmanıza gerek yok dedi rahatlattı bizi biraz.. evimizdeki ilk gecemizde aynı yatakta yattık kuzenimle, bugün de iş çıkışı marketten U ve K yazan helal bişiler aldık birazdan ilk defa muftakta melemen yapıcaz , yavaş yavaş alışıyoruz galiba ama 2 ay 2 haftam daha var düşünmemeye çalışıyorum...




Sıcak bir çorba


Günlerden sonra nihayet akşam yemeğimiz sıcak bir çorba oldu.. fena halde yemek sıkıntısı çekiyoruz burda, hem biz hem diğer Watçılar.. Şuana  kadar mikrodalgasız hiç bir yer görmedim , adım başında çeşme gibi mikrodalga fırın var ve hazırladıkları yemekler en fazla 2 dk.. bizim çamaşırhanede , otel odalarında yeni yerleştiğimiz bu evde heryerde var.. kahvaltı kültürü olmayan, herşeyin hazır satıldığı marketlerle dolu bir yer burası..  şimdiye kadar getirdiklerimizle idare ettik ama yetmedi tabi, koskoca marketten ilk gün sadece ekmek ve domates alarak çıkmıştık , o kadar ilginç ki pilavı , makarnayı pişirmiş paketlemişler, tavuklar etler tek tek pişmiş hazır, her şey konserve gibi, sebze reyonunda kimsecikler dolaşmıyo bile , zaten almasınlar daha iyi çünkü ne tadı var ne tuzu taş gibi hepsi ot gibi.. bir tek güzel olan muzlar.. çok lezzetli Türkiyeden bile daha lezzetli geldi bana.. sebzeler tane işi satılıyo zaten bir tek domates , soğan, biber aldık melemen yaparız
die.. Helal ürün bulmak zor peynirli bir kraker alcaktım alamadım :S  helali, haramı ayırmak zor neyin içinden bacon çıkacağı belli olmuyo, genelde helal olduğunu U ve K damgasından anlıyoruz ama tavuk dışında da et türü yediğimiz yok...ilk market alışverişimiz 56 dolar tuttu :) bu akşamda sıcak bir ezogelin içimizi ısıttı..


ikinci haftaya girerkene !


Nihat Doğanı izliyordum bir kaç hafta öncesine kadar, şimdi kendimi onun yerine geçmiş gibi hissediyorum :) Burada havalar çok klimalı ve bol ingilizceli ben evimi özledim , ben dilimi özledim :)
Ben sevdiklerimin 7 saat gerisinde olmaktan sıkıldım ! en çok bundan muzdaribim, işten çıkıp eve gelene kadar rüyalara dalıyor bizimkiler. yetişemiyoruz :( hee iş demişken bir haftayı devirdik ve geldiğimizden beri sabah 8 akşam 5 çalışıyoruz.Günde yaklaşık 14 oda temizliyoruz kişi başı.. iş arkadaşlarımız jameikalı kızlar, tuhaf bi dilleri var ingiliz sömürüsünde kalmışlar belli kendi dilleri de var ama ingilizceyle karışık tuhaf bişi .. içlerinde en eğlencelisi Key Key :) odaları temizlerken bile kulaklıklar kulağında, müzik dinliyor ve beni de çok seviyor ben de onu . bir iki kere işini erken bitirip bana yardım etti ben de aldığım bahşişi onunla paylaştım, çok şaşırdı sarıldı bana :) henüz off day alamadık yani hiç tatilimiz yok , maaş da alamadık iki hafta da bir maaşlar dağıtılıyor ilk maaşımı sabırsızlıkla bekliyorum..bu gün Türktelekom AT&T hattımı açtırmayı becerdim ve evdekilerle konuştum, annemin ilk sözü şuydu "merve, sen misin ! geldin mi , doğru söyle bak sesin çok güzel geliyor , geldin bize süpriz yaptın daaa! " =) yok anne gelmedim daa dedim =) Bu arada Türk kanallarından uzak kaldım ama Fenerin şike yaptığını , neler olduğunu sürekli takip etmeye çalışıyorum .. o görevli abilerden ricam Şu Hakkımız Olan Şampiyonluğu Benim Gelmeme Yakın TrabzonSporuma iade etseler çok makbule geçecek ;) kursağımızda kalmıştı da , şimdi biz yutkunuyoruz onlar boğuluyor !  ee ne demişler küme niyet küme kısmet :))))


ilk off day kısa gezimiz.. sosyal security numaralarımız almamız gerekiyordu, patronumuzla beraber gittik, gitmişken de biraz çevreyi gezdirdi bize..Cherokee eskiden Kızılderililerin en büyük beş kabilesinden biriymiş ve en bereketli toprakların olduğu bölge burasıymış.. tabi sonradan Amerikalıların işgaliyle sayıları baya azalmış..gördüğünüz gibi etraf yemyeşil, yollar çok düzgün ve geniş,  yol üstlerinde de bir çok fastfood yemek yerleri var.


Yurtdışında Ramazan!


İftar vakitleri sokakların o ıssızlığını görmeden...Gece sahura kaldıran anne-babaya mızmızlık yapmadan...Bu gün ne pişireceğiz anne demeden...Ne zaman akrabaları iftara davet edeceğimiz demeden...ilk defa Ramazan pidesinin sıcağı eline dokunamadan gelip geçecek Ramazanımız...
Yurtdışlarında yaşayanlara seslenmek istiyorum.. dünyaya ikinci kere gelme şansınız olmayacak, dünyanın en güzel memleketi bizimkisi, iyisiyle kötüsüyle bizim insanımız hepsi.. hayat standatlarım artsın diye kendinize bunu yapmayın.. güzel ülkemizden ayrı geçecek her gün ne kadar güzel olmuş benim gözümde hiç bir değeri yok yeminle.. Umarım benim ilk ve son yurtdışı Ramazanım olur bu yıl, şimdiden Herkese bu uzun ve sıcak yaz günlerinde Allahtan sabır diliyorum.. Bence her Müslümanın Ramazan ayı girmeden Ne için oruç tutulur? Ramazan ne için vardır? bir açıp okuması, hatırlaması gerekir. Belki sabrınıza bir nebze sabır ve ruhunuza birazcık manevi haz katar.. 
"İnsanın asıl gıdâsı Allâh’ın nûrudur. Ona aşırı ten gıdâsı vermek lâyık değildir. İnsanın asıl gıdâsı, ilâhî aşk ve ilâhî akıldır." Hz. Mevlana



I am Fasting !



Razaman gireli bir hafta olmuş, ne zaman , ne çabuk..
Aslında bu bir haftada öğrendim ki oruçlu çalışmak harbi extra bir sevap gerektiren bir ibadetmiş :)
günler uzun olduğu için gece sahura uyanmak zorundayız, yiyip yatamıyoruz malesef... sabah 8 akşam 4 eve zor atıyoruz kendimizi.. gündüz uykusu uyumayan ben iftara kadar uyuyoruz, ve sonunda dünyanın en güzel işi yemek yemek :) 
ilk iftarımız kuru fasulye pilav oldu , sonradan da makarna, melemen, mantar sote .. Allah ne verdiyse pişiriyoruz yani :) markette plain(sade) yoğurdumuzu da bulduk, Türkiyeyi hatırlatıyo yoğurt, melemen , fasülye...
Yani burda şunu sölemeden geçemicem Yaşasın fast foodsuz ABD :)





günlerdir gideceğiz diye plan yapıyoruz ancak nasip oldu .. Oconaluftee Islands Park ismini söylemek çok zor geliyo :) ama bizim ismiyle pek işimiz yok biraz kafamızı dağıtsın, şöyle ayaklarımızı suya sokup biraz serinleyelim dedik iyi de yapmışız .. çok iyi geldi, biraz da olsun serinledik , çok sıcak buralar alışık olmadığım kadar sıcak..


Uzun bi aradan sonra patrondan bir günlük off day alabildik ve cherokee'ye 1 buçuk saat uzaktaki Pigeon Forge' a gidebildik... en kalite markaların outleti ve alışverişin en uygun adresi Pigeon Forge =)
O kadar uzun zamandır alışveriş yapmıyoruz ki burası bize cennetten bir köşe gibi göründü..  Aç susuz, aralıksız 8 saat o dükkan senin bu dükkan da hem senin hem benim diyerekten didik didik ettik heryeri ..
ben büyük bir alışveriş merkezi bekliyordum, büyük bir bina ve içinde dükkanlar.. ama öyle değilmiş.. belli bir alan sadece alışveriş dükkanlarına ayrılmış , her bir markanın ayrı ayrı dükkanları var , adımını at içeri gir, oradan çık yan dükkana geç.. ve öyle bir düzenleme yapmışlar ki her yer yemyeşil, sanki parkın içinde geziniyorsun bir dükkandan ötekine geçerken.. mağazaları rahat bulabilmek için de o bölgenin haritalarını koymuşlar her yere.. sadece giyecek değil, güzel restoranlar da vardı, çevre düzenlemeleri de her zamanki gibi harikaydı..
güya bişiler alıp buranın ünlü bir kaç yerini gezecektik :( ama zaman yetmedi , tek araç var bizi cherokeeye geri getirecek, onun saati de yaklaşınca gezip görme işini sonraya bıraktık, sadece yanımızdaki bu eski su değirmenini ve harika şelale manzarsını seyredebildik.. gerçekten harika bir güzellik, bakmalara doyamadık.. tekrar gidip iyice gezmek için sözleştik ve sağsalim evimize aç kurtlar gibi düşüp iftarımızı açtık :) 



ben korku filmi insanı değilimdir yahu , bu güne kadar da izlemedim desem yalan sayılmaz.. Ama Serjionun ısrarlarına dayanamayaraktan e gidelim bari dedik..
Smurf izlemek istiyorduk aslında ama çoktan gelmişte vizyondan kalkmış bile Şirinler :) yetişemedik.. Neyse 8 dolara biletlerimizi aldık, 3D gözlüklerimizle beraber ,koskoca salonda toplam 5 kişi korku filmi izlemeye geçtik :) 
Başta her şey iyiydi de hiç beklemediğim bir anda kazığa çakılan kızın kanları üzerime sıçrayıncaaa kendimden şöölee bir geçtim :) bir de 3D olunca korku filmini izlemiyo yaşıyorsunuz yahu.. 




Neden bizim ülkemizde böyle ilginç şeyler yapılmıyor anlamıyorum.. Amerikanın çevreye, binalara verdiği bu itibar, bu özen beni kendilerine hayran bırakıyor.. zaten amerikan evlerine karşı ayrı bir ilgim var bir de bu değişik mimarilerini gördükçe  ahh diyorum keşke bizim oralarda da bir iki tane olsa.. Bildiğin evi ters çevirmişler =)  ne ters insanlar ya hu demiyorum tabi çok iyi , dikkat çekmek için düşünülmüş harika bir fikir bence.. Ticari zeka bu olsa gerek, birazcık para harcayacaksın aslında, ilginç bi mimari ile insanları değişik bir yer görme bahanesiyle buraya çekeceksin ve içerde onları eğlendirip paralarını alacaksın =) ters eve giriş bedava, zaten sadece büyük bir salon var ve yerde olması gereken herşey yukarda... merdivenler, lambalar, tablolar tavanda..başını aşağı eğince herşey normale dönüyor yani, aslında burası sihirbaz gösterilerinin sergilendiği bir yermiş.. bilet satış yeri , eski sihirbaz malzemelerinin sergilendiği küçük bir müze, hediyelik eşya dükkanları ve sihirli tüneli görünce biraz önce içine girdiğin bu ters evin aslında sadece güzel bir müşteri çekmece oyunu olduğunu anlıyorsun =) ama helal olsun çok da iyi yapıyorlar , keşke bizde de olsa biz de oynasak bu oyunu.



kayıp gemi, taytanik :( filmi izlemeyen yoktur , titanik diyince de benim aklıma  ilk gelen o güzelim aşk hikayesi olurdu hep, o kadar insan donarak ölmüş felan pek aklıma gelmezdi açıkçası.. ters evin yanında küçük de bir titanik yapmışlar maket gibi bişey sanıyorduk, meğerse müzeymiş kapısına gidip görevliyle konuşunca anladım. yabancı olduğumu görünce bişeyler sordu bana sohbet ettik biraz , içeri giriş ne kadar diye sordum 30 dolar diyince ben biraz gülümsedim =)sonra da bütün şirinliğimle içerde neler var diye sordum, tek kişi için çok paraydı çünkü , hani dedim belki izin verir biletsiz girmemize =) su altından çıkarılan bazı eşyalar var dedi hemen  ve geminin yapım aşamasından batışına kadar olan bütün hikayesinin anlatıldığı üç katlı bir müze olduğunu söyledi .. biraz merak etmiştim sonra adam bi anda kaç kişisiniz diye sormazmı , çok şaşırdım , kuzenim ve ben diyince içeri gidip görevlilerle konuştu ve hadi gelin diye göz kırptı bize :) kapının girişine gemiye binen bütün yolcuların isimlerinin yazıldığı , onların hayat hikayelerinin anlatıldığı küçük kartlar koymuşlar iki tane seçip elimize verdi , gezinin sonunda bu yolcunun kurtulup kurtulmadığını söylüyorlarmış, bu yaptıklarıyla biraz meraklandırmak olaya heyecan katmak istemişler yani :) biz bedava gireceğiz diye sanarken kişi başı 13 dolar verdik :D o kadar da uzun boylu değil demek istediler heralde.






New york'a 5 kala


annecimm! o da ne :) sadece 1 haftacık mı kalmış.. bayadır ilgilenemedim bloğumla çok yoğun günler geçiriyorumm çünkü, günler su gibi geçmedi hem de hiç.. günleri saymaya devam ediyorum :( son iki haftadır New York'ta kalacak yer arıyoruz.Önce tanıdık bulabilir miyiz diye baya bir soruşturduk, olmadı.. sonrasında düzgün, gezilecek yerlere yakın otel aramaya başladık... ki tam 2 haftadır internetten Manhattan'da uygun otel bulmaya çalışıyoruz.. dünyanın en pahalı şehri burası sanırım :) gecelik fiyatları 1000 $, 2000$ ve böyle yükseliyor.. önce Broklyn taraflarında araştırdık, iyi uygun fiyatlı oteller buluyorduk ama çevrenin de güzel olmasını istiyorduk, hem de Manhattan'a yakın olsun diyorduk. Google Map iyi ki varsın ! seçtiğimiz otellerin adreslerini kopyalayıp çevreye bakıyorduk, new york merkeze kaç dkda gideriz, hangi araçları kullanırız vs..bir yandan da herkese soruyoruz tabi, hangi yerler güvenilir, nerelerden araştıralım diye.. JFK havaalanında inicez zaten dedik, otelimiz oralarda olsun ama tam 1 saat uzakta diye vazgeçtik.. Jameica taraflarında araştırdık, güzel yer dediler ama zencilerin baskın olduğu yerler siz başka yerde bakın dediler.. Quenss taraflarında baktık oteller pek ucuz olmadığı halde bir de yolu uzaktı ondan da vazgeçtik.. çalıştığımız otel Marriott, daha önce söylemiştik bizim patrona, biz new yorkta kalıcaz bize yardımcı olurmusunuz diye tamam demişti ama unutmuştu.. bu marriotte otellerin kodları oluyor, eğer kendi çalışanlardan bazıları başka yerlerdeki marriott otellerinde kalmak isterse bu kodu yazarak rezervasyon yaptırıyormuş böylece daha uyguna kalabiliyorlarmış.. nihayet bugün mr. walker'la beraber hallettik bu işi.. first class , manhattan'da, time squre'e 8 dk bu harika otelde kalıyoruz :) NEW YORK MARRİOTT EAST SİDE
Ne kadar sevindik anlatamayız.. çok çalıştık, yorulduk,sıkıldık , o kadar özlem çektik :( ama sonunda çok  güzel bir yerde hem de belkide bir daha tekrarı olmayacak bir kaç gün geçireceğiz.. inş burda yaşadığımız sıkıntılı günlere değecek bir kaç gün geçiririz, hiç değilse New York'u görmüş, gezmiş olmanın mutluluğla döneriz..çünkü biliyoruz ki buraya tekrar gelmek öyle kolay olamaycak, çoğu kişinin hayali belki de Amerika'ya gelebilmek , gezebilmek.. herşeye rağmen süper bir ülke yani hakkını yiyemem, aslında güzellikten kastım çok zengin, hem de çoook... hani para bok derler ya aynen öyle..  benim illa da Amerikaya gideceğim, göreceğim gibi bir hayalim hiç olmadı aslında, herşey nasip kısmet meselesi derler ya öyle oldu , ben sadece şansımı denemek istedim.. oydu buydu derken, geldik ve şimdi tekrar evimize, yuvamıza geri dönüyoruz. Annemi çok özledim hem de çoook.. ve daha çok kişi burnumda tütüyor :( okulda da zor bir sene beni bekliyor...yani hayat çok hızlı akıyor.. umarım Herşey yolunda gider...


çin restoranında öglen yemegi


geç tanıştık ama çabuk kaynaştık :) vietnamlı kızlarla bir iki haftada kardeş gibi oluverdik.. bizimle beraber jameikalı kızların bazıları da işten ayrılıyor, doğal olarak yeni çalışanlara ihtiyaç vardı, mr. walker biraz erken olsa da 2 hafta önce işe aldı onları.. şunu söyleyebilirim ki jameikalı kızlardan çok daha hızlı ilerledi arkadaşlığımız, daha ikinci günden evlerine çağırdılar, gittik bize yemekler yaptılar.. onların işe geldiği günler daha fazla ingilizce konuşur olduk.. keşke en başından beri bizimle beraber çalışsalardı, hem bu kadar sıkılmazdık, hem de daha güzel bir ingilizceyle geri dönerdik.. bugün de hep beraber çin restoranına gittik, açık büfe var dediler istediğimiz kadar yiyebiliriz.. açıkçası çin restoranı diyince  insan aç kalacağını düşünmüyor değil :) ama umduğumdan da çok doydum, tabiki Türk mutfağının yanından bile geçemez yemekleri ancak hiç de fena sayılmayacak yemekleri de vardı.. belki 2 haftadır tanışıyoruz kızlarla ama onları da çoook özleyeceğiz :) we miss you lovely girls ...



















toplam 3 gece kalabildik new yorkta, otelimizin yeri çok güzeldi, 49. caddede time square 5 dk, central park 15  dk uzağımızdaydı.. yürüyerek gezdik her yeri.. bu resimleri de otelden central parka giderken çektim.. yolda bir büfenin önündeki gazetelerden tanıdık Türkçe bir gazete de hemen gözümüze çarptı , Hürriyet gördük hem de Türkçeydi, bizden birşeyler görmek çok güzeldi..o gün bi de Alman günü varmış, central park yakınındaki caddede gösteri ve yürüyüş yaparlarken seyrettik onları biraz.. central park çok çok büyük bir arazi, tabi ki hepsini gezme imkanımız olamadı ama çok güzel bi parktı hakkını yemeyelim.. havuzları, yolları , manzarası harikaydı..









Manhattan ve Özgürlük heykeli en çok beğendiğim yerlerden birisi oldu.. Manzarası bana İstanbul'u anımsatmıştı.. Özgürlük heykeline gitmek için vapura binmek gerekiyormuş çünkü kendileri Özgürlük Adası dedikleri yemyeşil bir adanın üstünde bulunuyormuş.. Kız kulesi gibi .. denizin ortasında ada , adanın üstünde heykel :) ama bu ada çok daha büyük tabiki.. Heykel Fransızların hediyesiymiş Amerikalılara, en çok turistin ziyaret ettiği yerlerden birisi burası.. filmlerden, fotoğraflardan gördüğümüz kareleri bizzat kendi gözlerinizle görüyorsunuz.. bu arada heykel bir bayanmış:) yani dikkatimi pek çekmemişti önceden cinsiyeti ama yakınında olunca anlayabiliyorsunuz.



6 yorum:

  1. Hep olmak, yaşamak, görmek istediğim bir yerdi aslında. WAT iyi bir proje, şimdi arkadaşlarımız dil öğrenme konusunda çok daha şanslı.

    YanıtlaSil
  2. WAT İLE KUZENİM ALABAMA EYALETİNE GİTTİ VE DÖNDÜĞÜNDE RUHUNU VE GÖNLÜNÜ ORADA BIRAKIP GELDİ.

    GERCEKTEN YAŞAMANIN NE OLDUĞUNU HİSSETTİRİYOR İNSANA...

    YanıtlaSil
  3. merhaba blogunu yeni keşfettim.
    çok şanslısın WAT yapabildiğin için umarım bende birgün yaparım benimde hayaliim !!

    http://bengilisular.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  4. Hahah ay sonuna çok güldüm :D Yapıtın adı Ms. Liberty zaten..

    YanıtlaSil
  5. Amerikaya gidecek arkadaşlar için güzel bir yazı olmuş. Ben de Fulbright bursu ile gitmiştim Amerikaya. Gerçekten gezilip görülmesi gereken yerler var. Ama insan kendi ülkesini arıyor yahu :)

    YanıtlaSil
  6. merhaba yazını gerçekten inanılmaz bir keyifle okudum. çok faydalı olmuş gerçekten çok teşekkür ederim. merak ettiğim bir şey var amerikaya gitmeden türkiyede yaptığın masraf aşağı yukarı ne kadar vize pasaport yanına aldığın para her şey dahil nedir acaba?

    YanıtlaSil

sizi sevi_yorum :)