Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

kurbağa prensle prenses

Yetimler için fotoğraf sergisi

Topluma hizmet uygulamaları dersi kapsamında Aida ile İHH İnsani Yardım Vakfında çalışıyoruz,  amaç topluma hizmet edip dersi geçmek olsa da bu ders öğrenciye unutamayacağı zamanlar yaşatacak bu bir gerçek.. İlk görev olarak bu cumartesi Taksim metro girişindeki yetim sergisinde çalıştık.. Amaç dünyadaki yetimlerin çokluğuna ve yardıma muhtaç olduklarına dikkat çekmekti..yalnız metro girişi olmasına rağmen, serginin önünden yüzlerce insan geçmesine rağmen hiç de dolup taşmadı salon.. hani diyorum orada bir bomba ihbarı yapsaydık millet üşüşürdü ne var ne oluyor burada diye :) ama bu bizim milletimizin kötü bir huyudur dimi, olması gereken yerde olmaz, olmaması gereken yere hemen koşuverir.. hani diyorum yani taksim metrosunu kullanıyorsunuzdur illaki 2 dk fotoğraflara bakıp çıkabilirsiniz, 31 marta kadar devam edecek çünkü.. ayağınıza , ilginize sağlık tatlımm :)

Hediyelere doyamıyorum :)

2012 bana çok uğurlu geldi.. daha iki ay geçmedi ben çekilişlerden 2. hediyemi kazandım.. ilk hediyemi styleboom dan ikinci hediyem ayakkabı atölyesinden kazandım :)  ilginç olan bir olayı da sizinle paylaşmak istiyorum.. ayakkabı atölyesinin çekilişine sınıf arkadaşım Esra da yorum bırakmıştı.. çekiliş sonucu 2 isim seçilecek ve onlara istedikleri ayakkabıları seçmeleri söylenecekti..sonuçlar açıklandığında ağzım açık kaldı . iki isim seçilmişti ve bu isimler benle esraydı :) o kadar yorum arasından çıka çıka sınıf arkadaşları çıksın iyi mi :)


Marjinal bir tasarıma daha imza attık :)

Arif istedi biz yaptık.. değişik tasarım fikirlerine açığız görüldüğü gibi sonuç çok iyi oluyor :)

T-shirtlerimiz sahipleryle buluştu :)

keçeden matruşka

keçeye ilgi fena sayılmaz :) arkadaşlarımız sayesinde çevremizdeki insanlara birer ikişer satıyoruz tişörtleri.. özel istek  çok oluyor, ama kalıp çıkarma işi zorluyor bizi. bakalım ilerde nasıl tasarımlar çıkacak ortaya..

var mı isteyennn :)

istek geldi biz de yaptık, nasıl olmuş :) fırat ve sünger bob !

Emeğine, yüreğine sağlık tatlım :)

En keyif aldığım paylaşımımı şuanda yapıyorum sevgili okurlarım :) ilk defa el emeği , göz nuru bir iş yapıyorum ve bu işin ne kadar keyifli olduğunu sizler de fotolara bakınca anlayaksınız eminim.. blogları gezerken sürekli blogger arkadaşlarımın keçeden bir şeyler tasarladıklarını görüyordum.. çok keyifli bir işe benziyor diyerek Delibu arkadaşımın blogunda gördüğüm angry birds tişörtlerini arkadaşlarıma gösterdim ve  biz de yapalım mı dedim.. sonra Delibu Eedaya mesaj attım bilgi aldım biraz, ilgisi için ona da teşekkür ediyorum bu arada..  ve üç arkadaş birleşip malzemelerimizi aldık.. kalıplar kesildi, keçeler kesildi, yapıştırıldı ve tişörtlere dikildi.. biraz yorulduk ama sonunda ortaya çıkan manzara bütün yorgunluğumuzu aldı.. artık işi öğrendik, şimdi bu tişörtlere gelen taleplere göre  üretim yapabiliriz.. ilgilenenlere duyrulur :)







8 martımız kutlu olsun hanımlar :)

dikkat bu post biraz kadınsal şeyler içeriyor, hatta buna birazcık akıldan geçirilip de dile getirilmeyen şeyler de diyebiliriz ! dikkatinizi çekmeye çalıştığım konu bir kadın gözünden diğer bir kadın nasıl görülür? kaşla göz arasında akıldan neler geçirilir? beynin bu hızla çalışmasına alışık olmayan yüz,mimik eller kollar ne hale gelir vs vs vs insanları izlemeyi çok severim ben, doğal hallerini anlarını yakalamayı severim..
hal böyleyken kadın cinsini az biraz gözlemlediğinizde nelerle karşılaşabileceğinizi
az çok tahmin etmeye başlıyorsunuz efendim..
sokaktaysanız ve karşıdan gelen bayanlarla göz göze geliyorsanız, 2 snlik bir zaman diliminde,
gözlerin aniden kısılıp, başın hafif yukarı kalktığını ve daha sonra o gözlerin sizi baştan aşağı süzdüğünü ve
içinden hıh şuna bak ! ya da hımmmmm.. diye bir cümle kurduğunu anlayabilirsiniz.. buradaki hıh aslında şunu demek istiyordur; hıh şu saçlara bak,  ıyyy ruj hiç olmamış, aman bu çantayı nasıl takabilmiş, bu rengi nerden bulmuş hiç beğenmedi…

küçücük fıçıcık içi dolu herşeycik

özenle dekore edilmiş evlere herkes hayran kalır sanırım.. zevkler ve renkler tabiki tartışılmaz ama beyazın girdiği evi de kim beğenmezki canımmmm :) bir kere içini ferahlatıyor insanın, ohhh diye nefes alası geliyor.. temizlik kokuyor heryer sanki, bakmaya doyamıyorsun.. hele de eviniz küçükse tavsiye ederim beyazı bol bol kullanın :) bu resimleri de dikkatli inceleyin küçük evden yakınmak ne kelime burda kalmak için can atarsınız..







yaa ne şaşırdım ama ben de sizin gibi :) meğersem konteynermış bu kadar güzel dekore edilmiş ev.. 

Seksenler

soba üstündeki kestaneler,
siyah beyaz tvdeki Trt programları,
kötü karakter Ceyarın başrolünde oynadığı Dallas,
kızların o acaip kesim,kabarık saçları,
omuzlardaki vatkalar, vücuda yapışan renkli taytlar,
erkeklerin böğürlerine kadar açtıkları geniş yaka gömlekler,
pullu payetli kanarya adaları tişörtleri,
mahalle muhallebicilerinde buluşmalar,
sokaktaki sağ sol kavgaları,
işsizlik, zam , pahalılık,
Alamanyadan gelen akrabalar ve onların havayi giyim tarzları,
çevirmeli telefonlar, istasyona bağlanmalar,
evdeki herşeyin üstüne örtülen danteller,
kızlara açılmak için yazılan mektuplar,
dans edebilmek için gece evden kaçılan diskolar...
yahu ben doksanlar çocuğuyum nerden biliyorum bunları :)
tabi ki tv denilen makineden, aile denilen vazgeçilmezimizden ve son zamanda Trt'de yayına giren
Seksenler dizisinden öğrendim..
bu sıralar favori dizim..çok sıcak, güzel senaryolu, iyi kadrolu bir dizi..hem de bizi anlatıyor..
sitkom aslında ama bir o kadar da duygusal..
izlemeyenlere tavsi…

ismi 7 numara ama 10 numara bir diziydi

yayınlandığı ilk günü hala hatırladığım bir dizi 7 numara..
2000 yılının aralık ayında pazartesi günü saat 22:30 gibi geç bir satte yayına girdiği ve yarın erken kalkacağım diye yarısında uyuduğum , çocukluğumda beni en çok etkileyen dizidir kendisi..
9 yaşındayım ve köyde okuduğum için büyükşehir yaşantısına hele de üniversite yaşantısına hiç aşina olmadığım yıllarımdayım..
ve karşımda 4 şehirli 3 köylü gencin aynı evi paylaşmak zorunda kaldığı, istanbulda okuma mücadesi verdiği, içtenlik dolu, doğallık dolu bir dizi var..
izledikçe daha da sevdiğim oyuncular, olaylar ve üniversite yaşamı öyle sanıyorum ki beni istanbulda okumaya en çok teşvik eden şeydi..
benim yaşım her zaman küçüktü ama ne istediğimi çok iyi bilirdim , o istediğim şey her neyse de ona emin adımlarla yaklaşmayı sabretmeyi çok severdim..
ben 3 sene bu diziye aşık oldum diyebilirim.. ve yayından kaldırıldığını öğrendiğim günü de çok iyi hatırlıyorum, acaip moralim bozulmuştu nerdeyse ağlayacaktım :) sanki sevdiğim …